Son Yazılar

YouTube 15 Yaşında: Dünyanın En Büyük Yayıncısı Medyayı Nasıl Kesintiye Uğrattı?

İklim değişikliğinin varlığını inkâr eden fikirlerin yükselişinden, Almanya da yeniden hayat bulan Neo-Naziliğe kadar her türlü uç fikre olan ilgi insanların izlemekten kopamadığı aşırı içeriğe olan meyil ile ilgilidir.

Sunuş

Bu yazı YouTube ve online yayıncılığın hayatımız üzerinde olan etkilerini gösterdiği için çevrilmeye değer bulunmuştur. YouTube ve benzeri platformlar sunulan içeriği kontrol etme gücünü elinde bulundururken, öneri algoritması tarafından önümüze çıkarılan videolar ise görüşlerimizi şekillendirmektedir. Burada dikkat çeken husus, ilgi çeken ve izleyicileri sitede tutan daha radikal içeriğin önerilmesinin bir iş modeli olmasıdır. Dikkat sömürüsü olarak nitelendirilecek bu iş modelinden doğan sonuçlar sadece komple teorilerinin yayılması değil, bazı dini ve etnik grupların şeytanlaştırılması ve ardından işin kolayca linçe dönüştürülebilme tecrübeleridir. Medya eskiden beri bir propaganda aracı iken, şu an tecrübe ettiğimiz bu propaganda makinesinin kolayca kontrolden çıkabilmesi ya da algoritmalar tarafından kolay bir şekilde manipüle edilebiliyor olmasıdır. YouTube’ un öneri algoritmasının radikalleştirmesi sadece izleyiciyi sitede tutma gibi benzeri ekonomik kaygılar üzerinden değil, şirketin siyasi emelleri açısından da eleştiriye tabi tutulmalıdır.

YouTube 15 Yaşında: Dünyanın En Büyük Yayıncısı Medyayı Nasıl Kesintiye Uğrattı?

İnsanları hep video izler hale getirmek için icat edilmiş bir sistem, siyasetimiz ve toplumumuz için çok büyük sonuçlar doğurmaya devam ediyor.

GEORGE GRYLLS

Rapçi Jukkie’nin müzik videosu ‘In Too DEEP’ in açılış sahnesinde iki kadın kanla kaplı bir Cardiff gecesinden dönüyor. Kanlı elbiselerini çıkarmadan önce ellerini yıkıyorlar. Daha sonra bir ritüelmiş gibi iç çamaşırları ile ayakta beklerken, Rapçi o esnada kıyafetlerini petrol bidonuna düşürüp kibriti çakıyor ve işledikleri suçun kanıtlarının alevler içinde yükseldiğini izliyorlar.

Bu video geçen yaz Youtube’a yüklenmiş ve yaş filtresi olmadan herkes tarafından izlenebilir durumda.  Bir BBC Galler araştırması, gerçek adı Laurent Mondo olan Jukkie’ nin uyuşturucu ve bıçaklama suçlamaları nedeniyle hapishanede zaman geçirdiğini bildirdi. Cardiff’te yakın zamanda yaşanan bıçaklanmalardan sonra, yerel polis, meclis üyeleri ve bir Milletvekili YouTube’un müzik videosunu kaldırmasını istedi. Jukkie’nin şehrin çete kültürünü normalleştirdiğinden, hatta romantikleştirdiğinden korkuyorlar.

Cardiff South İşçi Partisi Milletvekili Stephen Doughty: “Videonun YouTube’ dan kaldırılmasını istemek için gittiğimde videoyu kaldırmadılar. Bunun meşru sanatsal ifade olduğunu söyleyerek, bu kirli ve racon kesen müzik videosunu sansürleyen olarak görünmek istemediler” diyor.  “Şiddeti yücelten şeylerden bahsediyorum.”  Google’ın King’s Cross’taki cam duvarlı ofislerinde, YouTube’ un Avrupa, Orta Doğu ve Afrika baş yöneticisi Ben McOwen Wilson, platformun duruşunu netleştirdi: “Biz çete kültürünü gösteren videoları toptan yasaklayacak bir pozisyonda değiliz.”

“In Too DEEP” şiddeti yüceltiyor. Fakat şüphesiz sanatsal bir kalite barındırdığı da muhakkak. Dikkat çekici olan, çeşitli kamu kurumları aracılığıyla videoya karşı olduklarını ifade eden Cardiff halkının YouTube tarafından reddedilmiş olmasıdır. Galler’de gerçek sonuçlar doğurabilecek bir içerik, Lizbon, Dublin, Birleşik Krallık’ta veya tanımlanmamış birçok konumdan bir ekranın önünde oturan adsız bir YouTube moderatörü tarafından onaylandı. 2020’de yayıncılık mevzuatı böyle. Buraya nasıl geldik?

***

On beş yıl önce, 23 Nisan 2005’te, genç bir adam San Diego Hayvanat Bahçesi’ndeki filin bulunduğu parmaklıkların önünde durdu ve filin hortumu ile ilgili kameraya bilinçli bir şekilde mırıldandı. Adam, YouTube’un üç kurucularından biri olan Jawed Karim idi ve ilk 18 saniyesi siteye yüklenen video, paylaşılan ilk video olarak tarihi değiştirecekti. “Hayvanat bahçesinde ben” başlıklı paylaşım YouTube’un öncü olacağı türün göstergesi oldu: Çevrimiçi klip.

Bu yeni, her şeyi fetheden formla YouTube, tekele dönüşebildi. Wilson, “Dünyanın video tüketip paylaşmasının bir yolu ve bunun başka bir örneği yok” diyor. “Orada bizi gerçekten kimseyle doğrudan rekabetçi halde düşünmüyorum.” Çevrimiçi kliplere kayan ilgiyi öngören Google, 2006 yılında YouTube’ u 1,65 milyar dolara satın aldı. 2018’de Morgan Stanley değerinin bunun 100 katı olduğunu tahmin etti. Sonuç olarak, dünyanın en popüler iki web sitesi aynı şirkete ait.

O zamandan beri, diğer teknoloji devleri, internet kullanıcılarının dijital videoya yönelik doyumsuz iştahına ayak uydurmak için uğraştı. İPhone 2007’de piyasaya sürüldükten sonra, akıllı telefonun yükselişi çevrimiçi kliplere geçişi hızlandırdı. 2012’de Facebook ve Twitter sırasıyla görsel ve işitsel uygulamalar satın aldı – sırasıyla Instagram ve Vine. Ertesi yıl Facebook, sayfa akışında videoları otomatik oynatmaya başladı ve Mark Zuckerberg 2016 yılında şirketinin “önce video” politikasına geçtiğini halka açık bir şekilde duyurdu.

Wilson, “Genel olarak insanlar görsel-işitsel materyal tüketimini kolay bir yol olarak buluyor” diyor. “Bu, en sıradan bir şey olan Ikea’nın nasıl inşa edileceğini gösteren bir talimatını okuma ya da inşasını izleme veya bir haber izleme de olabilir.”  Facebook, Twitter ve son zamanlarda TikTok bu trendin üzerinde dururken, YouTube pazar lideri olmaya devam ediyor. Ofcom’a göre, İngiltere’de her on kişiden dokuzu her ay YouTube’u ziyaret ediyor ve 16 ila 34 yaş arasındaki gençler platformda günde ortalama 64 dakika geçiriyor. 16 ila 24 yaş arası için YouTube, en popüler medya kaynağıdır.

***

Salford Üniversitesi’nden bir medya psikoloğu olan Dr Sharon Coen, YouTube’da ki içeriğin “magazin dergilerine özgü özellikleri benimsediğini” belirtti. Kullanıcıların videolarını bir clickbait (tıklama tuzağı) tarzında çerçeveleme eğiliminde olduğunu vurguluyor. “Sansasyonel başlıklar, kimliğe verilen referanslarla, olumsuz duyguları kışkırtacak belirli görsel ipuçları kullanıyorlar.” Görsel-işitsel içerik çok kolay tüketilebildiğinden ve hareketli görüntülerden çok etkilenen bir tür olduğumuz için; Birleşik Krallık’ta televizyon yayınları için katı yayın kuralları var. İnternet için böyle bir mevzuat mevcut değil.

Herkes için ücretsiz özelliğinin bazı sonuçları var. YouTube şüphesiz İngiltere sanat ortamını demokratikleştirdi, Stormzy gibi yeteneklerin ve hicivsel belgesel örneklerinden olan People Just Do Nothing gibi gösterileri ana akım toplumun dikkatine sundu. Ancak bunun siyasi tartışmanın seviyesini düşürdüğüne dair güçlü bir tartışma var. Komplo teorisyeni ve radikal sağcı parti aktivisti bir YouTube vloggeri olan Paul Joseph Watson, aynı zamanda  “JK Rowling’e (Harry Potter’ in yazarı) ve Avrupa Birliğinde kalmayı isteyen kampanyaya yönelik ağır küfürler içeren videoların üreticisi, 1,8 milyon aboneye sahip. Bu şu anlama geliyor, en popüler videosu ABD hükümetinin 20 dolarlık banknotta 9/11 hakkında uyarıları gizleyip gizlemediği ile ilgili olan Watson’ın Newsnight programının beş katı büyüklükte bir kitleye sahip. Son zamanlarda koronavirüs hakkında yayın yapmaya başladı.

Dijital, Kültür, Medya ve Spor Dairesi (DCMS) seçim komitesi eski başkanı Damian Collins, “Bugün bunlar birçok insanın haber, bilgi ve dünya görüşlerini aldığı ana kanallar” diyor. “Yayıncılığın BBC ve ITV’nin uydu sinyalleri ile yaptığı bir şey olduğunu düşünmekten vazgeçmeli ve bunun görsel-işitsel içerik ve izleyicilerle ilgili olduğunu düşünmeliyiz. Hataların büyük rol oynadığı bu alanlar, en kalabalık izleyici kitlesinin toplandığı yer.”

Komite büyük teknoloji firmalarını kontrol etmek için irade ortaya koymaya başladı. Sürekli bir seyir alan ve her yerde gözükmeye başlayan zararlı online içerikler için hükümet, engelleyici yasaları düşünmeye başladığını ilan etti. Birleşik Krallık medya düzenleyicisi OFCOM, bu komitenin önerdiklerinin daha hafifletilmiş olan kısmından sosyal medya şirketlerini sorumlu tutmaya başlayacak. Büyük teknoloji şirketleri kullanıcıları önemsemek zorunda olacak. Eğer zararlı içeriklerin yayılmasında başarısız olurlarsa büyük maddi cezalar ile karşılaşabilirler. Aslında YouTube’un kapladığı büyüklüğü düşününce bu yasa, oylama lobilerinden geçene kadar etkisinin en aza indirilmesi olasıdır.

YouTube üzerine bir kitabı olan gazeteci Chris Stokel-Walker:  “OFCOM’ un bin elemanı var ve YouTube’ un sadece on bin içerik kontrolcüsü var. Bu yüzden OFCOM’ un en sıkıntılı mevzularla bile başa çıkamayacağını” söylüyor. Ve teklif edilen yasa sadece terörizm, pedofili ve ırkçılık üzerine. Hükümetin yasa teklifi Birleşik Krallık yayın kurallarından olan tarafsız ve dengeli yayın yapma kuralını ihlal eden YouTube yayınlarını kapsamakta yetersiz. Ve hatta yayıncılığın bir kamusal hizmet olduğu ilkesine referans vermekte bile başarısız.

Birleşik Krallık medya alanı tarihçisi, BBC’yi kuran insanların sektör için “ne iyidir” fikri ile ilgilenmediklerini, aksine toplum için ne iyidir fikri ile ilgilendiklerini ifade ediyor. Birinci Dünya savaşının ardından yayıncılığın amacı halkın acılarını dindirmekti. YouTube’u, kuranlar ise bunun tam tersi olarak hisselerini firma kurulduktan sonra 18. ayda sattılar. Site, parasını insanların ilgisini cezbeden içeriklerin üretilmesi ile kazanıyor ve üretilen içeriğin hammaddesi önem arz etmiyor. Bu yüzdendir ki Paul Joseph Watson gibi duygularla oynayan bir pazarlamacı milyonlara yayın yapabiliyor.

George Saunders makalelerinin toplanması ile oluşturulan kitabında: “Neden agresif, kaygılandıran, duygusal ve ayrıştırıcı söylemin, bunun tam tersi söylemden daha kârlı olduğu mevzusu tam bir muamma” diyor. Kendi halk hikayelerini anlatma becerimizi, ilk amacı kâr olan kuruluşlara teslim etmemiz büyük bir bedel ödemedir. ‘Aslında bizim söylediğimiz kâr elde ediyorken elinden geldiğince bize doğruyu söyle’ tavrıdır ve bu ‘bize doğruyu söyle’ demek ile aynı değildir.

***

Mesele daha iyi anlaşılsın, diyelim ki Arsenal 2003-04 yenilmezlik serisi sezonundan gollerin olduğu bir video izliyorsunuz. Birkaç dizi önerilen videolar ekranın sağında gözükecek. YouTube reklamlardan para kazandığı için ana amacı insanları olabildiğince video izleme işi üzerinde tutmak. Bunu öneri algoritması yoluyla yapıyor.  Sizin Arsenal’i izleme modunda olduğunuz bilgisini kullanarak öneri algoritması sayfayı alakalı videolarla dolduruyor. Örneğin, Henry’nin 2000’de Manchester’e attığı vole ya da Arsene Wenger’in 2018’de son basın toplantısı. İlk video bittiği anda YouTube hemen diğer videoyu oynatıyor. Bu otomatik oynatma özelliğinin toplam etkisi bir çoğunuza tanıdık gelebilir. İnsanın akli melekelerini devre dışı bırakır. Kişiselleştirilmiş pikselleri tüketen bir zevk düşkününe dönüşürsünüz. Fakat bu sadece bir oturuşunuzda biten bir şey değil. Zamanla, algoritma sizin izleme geçmişinizi ve sizin hakkınızda toplayabildiği herhangi başka bilgiyi kullanarak, sizin izlemeye devam edeceğiniz sonraki videoyu, öneriyi tahmin kapasitesini güçlendirmek istiyor. Ve sonra bir video daha ve bir video daha. 2018’de YouTube’un ürün geliştirme birimi dairesi başkanı, sitede izlenen videoların yüzde yetmişinin öneri algoritması ile izlendiğini ilan etti.

Algoritma, bu tahminleri bir insanın yaptığı gibi tercihler veya ahlaki seçimler açısından yapmıyor; aralıksız bir şekilde izleyiciyi daha çok içine çeken videoyu ödüllendiriyor. Bunun etkisi can sıkıcı olabilir. 2019’da bir New York Times araştırması ortaya çıkardı ki aile için çekilmiş olan, Rio de Janeiro’da havuzda oynayan çocuk videosu birkaç gün içinde 400,000 bin defa izlendi. Çünkü öneri algoritması bu videoyu önceden yarı çıplak çocukların videolarını izleyen kişilere önermişti.

Bu öneri düzeneğinin düşünme kapasitesi üzerine olan bir diğer etkisi, izleyicilerin önceki videolar tarafından sömürülmüş duygularının daha da tahrik edilmesidir. YouTube duygusal tepkileri ölçmüyor ama duygusal tepkilerin etkisini ölçüyor. Uyuşturucu bağımlısının hep daha yüksek dozu arzulaması gibi, YouTube izleyicilerinin de büyülenmeye devam edebilmeleri için onlara sunulan malzemenin aşama aşama duygusal yoğunlaştırılması gerekmektedir. Bir tıklama daha. Bir video daha. Eleştirmenler buna ‘rabbit hole effect’ (atılan bir adımın sonraki bir adımı getirmesi, verilen cevabın bir soru daha getirmesi) diyor.

Damian Collins, YouTube’un sadece içerik sergisi düzenlemediğini aynı zamanda bunun ticaretini de yaptığını söylüyor.  “Soru şudur: İnsanları neye yönlendirdiğinizin bir önemi var mı, onların ilgisini üzerinizde tuttuğunuz müddetçe?” İzlediğiniz bir Arsenal videosu ise yoğunlaştırma bir problem değil. En iyi Dennis Bergkamp pasından mükemmel Robin van Persie volesine doğru gidersiniz. Ama mevzu aşılar, salgınlar veya politik ise bu yoğunlaştırma taktiği bir problem oluyor. New York Times araştırması gösterdi ki uçlarda gezen politikacı Jair Bolsonaro, YouTube öneri algoritması sayesinde kazandığı popülerlik ile başkanlık yarışına katılabildi.

İklim değişikliğinin varlığını inkâr eden fikirlerin yükselişinden, Almanya da yeniden hayat bulan Neo-Naziliğe kadar her türlü uç fikre olan ilgi insanların izlemekten kopamadığı aşırı içeriğe olan meyil ile ilgilidir. İçişleri Bakanlığı komitesinin İşçi partisini temsil eden üyesi Yvette Cooper, aşırı içeriğe yönelik araştırmasında algoritmanın ona gittikçe daha fazla aşırı sağ içerikler önerdiğini gördü. Bununla ilgili çıkarımı şu oldu “platform bir radikalleştirme organına dönüşmüş.”

***

Bunu Google’un Londra’da bulunan merkezinde Ben McOwen Wilson’a sorduğumda algoritma ile ilgili problemlerin geçmişte olduğu ama bu problemlerin şimdi bertaraf edildiğini söyledi: “Geçen yıl platformumuzun kurallarına, politikasına ve ilkelerine ve özellikle yasalara uymayan ama en önemlisi de bizim platformumuzda olmasından gurur duymayacağımız içeriklerin algoritmadaki mertebesini düşürdük” dedi. ITV’nin online operasyonlarının eski başkanı. “Amacımız bilerek bir denge oluşturmak değil” diye de ekledi. “İki istisnai durum var. Bir tanesi aşırı şiddet konusundaki mesajlaşma, çünkü kullanıcıları başka bir yöne yönlendirmek istiyoruz. İkincisi de eğer açık bir şekilde komplo teorisi içermesi. O zaman kesinlikle Britannica Ansiklopedisine ya da Wikipedia’ya yönlendirilen linkler yerleştiriyoruz sayfaya ya da videoda reddedilen iddianın olduğunu gösteren sayfalara yönlendiririz” dedi. Eğer YouTube’u ziyaret ederseniz, korona ile ilgili muteber sayfalara (Sağlık bakanlığı ya da Dünya Sağlık Örgütü) yönlendirilmelerin olduğunu görürsünüz.

Wilson’a bu gelişmelere rağmen algoritmanın hala yanlış işlediğini düşündüğüm örnekleri verdim. Christopher Hitchens, YouTube’ta popülerdir. Onun siyasi görüşlerini geçmişte güvence altına almak zor olmasına rağmen sol ile ilişkilendirilirdi. Onun İslam üzerine olan görüşleri ve ceberut tartışma stili yüzünden YouTube algoritması onu sağcı biri kodlamıştır. Bilerek ya da bilmeyerek editörlerin Hitchens için aldığı karar milyonların inancını etkilemektedir.

Wilson bana Christopher Hitchens’ten sonra bana önerilmesi gereken videonun Dawkins’le ilgili olması gerekliliğine binaen:  “hiç Richard Dawkins videosu izledin mi” diye sordu. “Richard Dawkins’ten, David Attenborough’a, oradan da penguenlere yönlendirilebilirsin. Ama sen bana bu olasılıktan bahsetmiyorsun.” Bu röportajdan sonra eve geldiğimde geçmişi silinmiş bir arama motorunda YouTube arama kısmına Christopher Hitchens’in ismini yazdım ve önüme çıkarılan ilk videoya, “Hitchens en iyi tokmak darbelerinden birini kibirli izleyicilere sunuyor’ başlıklı videoya tıkladım. Wilson’un da dediği gibi ondan sonra önerilen bir Richard Dawkins videosu idi, “kafası karışmış bir kız Richard Dawkins’in dinini sorguluyor”. Ama bu noktadan sonra algoritma beni Wilson’un iddia ettiğinden farklı bir yere sürükledi. David Attenborough ya da penguenlere doğru yönlendirilmedim. Bunun yerine bir önceki videonun daha radikal olanı önerildi, “Richard Dawkins Müslüman politikacıyı haşladı”. Sonra Kanadalı agresif psikolog Jordan Peterson’un videosu. Üç tane tıklamada Hitchens’in “farklı insan, ulus, ırk, ülke ve kabile arasında oluşabilecek iyi ilişkilere” dair ortaya koyduğu umudu izlemekten, beyaz adamların Müslüman kadınların inançlarını sorguladıkları videolara geldim.

***

YouTube üzerinde pornografi görmememizin bir sebebi var çünkü cinsel bölgelere yönelik fotoğraflar algoritmanın ağına takılıyor ve algoritmayı harekete geçiren bazı ırkçı ifadeler de var. YouTube editoryal kararlar almadığını yani paylaşımı kontrol etmediğini söylüyor ve bu kararlar bir gözden geçirme bile gerektirmiyor. “Biz editör değiliz, imzalamaz, onaylar ya da onaylamayız” diyor Wilson. Aksine eğer porno içerik algoritma tarafından kaldırılıyorsa, bu kararı ilk olarak bir insan vermiştir demektir. İşin içine daldıkça görürsün ki bir sürü gözden geçirme var ve bunun geneli insanlar tarafından yapılmaktadır.

Wilson, “Birleşik Krallık ile bıçaklamalar ve çeteleşme suçları ile ilgili iş birliği yapmak zorundayız” diyor. YouTube’un, güvenilir kurumların önerileri etrafında bazı videoları kaldırma politikasını açıklarken: “Bu tür yerel suçlarla ilgili içerikleri kaldırma kararında YouTube yaklaşık 10,000 sivil toplum kurulusu görevlisi ile çalışmaktadır. Bunlarla ilgilenen tüm kurumlarla çalışmaktayız”.

“In Too Deep” şarkısı durumunda olduğu gibi hata ve fikir ayrılığına ya da her ikisine yer var. Anonim bir içerik ve moderatörün aldığı sübjektif karar, bu videonun artistik yönünün şiddeti yücelten zararlı yanını geçtiğini içeriyor. Toplum olarak kendimize şunu sormalıyız acaba bu işi YouTube’ un kendi mekanizması ve ismi açıklanmayan bir işçisinin bu konuda karar verici olması bizim için uygun mudur?

Bu tarz kararların ortaya çıkaracağı durum Amerika’daki gibi özel yayıncı şirketlerin kendi standartlarını belirlediği şartlara kalmaktır. “Açık Haklar Grubu” dijital kampanyacısı Jim Killock’a göre “devlet neyin yasal neyin yasal olmadığına karar verir”, bu yüzden bu tarz editoryal kararlar şirketlerin sorumluluğunda olmalı; “düzenleyiciler siyasi kararlar almak zorunda.”

***

Online klipler medyanın hâkim biçimi haline geldiler. Ceplerimizde ve çantalarımızda taşıdığımız bu cihazlar, saniyeler içinde film çekebilir, düzenleyebilir ve yayınlayabilir. Ama bu bir yayınlama standardının olmayacağı anlamına gelmez.

“Kendi kedisinin videolarını atan birisi ile YouTube’u bilinçli bir şekilde kullanarak bir kariyer yapan, şöhret oluşturan ve çok sayıda izleyiciye ulaşan birisi arasında fark var” diyor Damian Collins. “Bu konuşma özgürlüğü ve ulaşma özgürlüğünün ayrıldığı yerdir”.

Buna alternatif olan kalabalık izleyici kitlesinin ticari kaygılardan başka kaygısı olmayan bir şirketin algoritmanın önerdiği kontrol edilmemiş videoları izlemeleri. Bunu yapmak yayıncılığın demokrasimiz için taşıdığı rolün değişmesi ve yayıncılık artık bir halk hizmeti değildir, ticaridir demektir.

Bunun büyük etkileri olacak. Geçen hafta YouTube içeriklerini gözden geçiren elemanlarının çoğunu korona salgınından dolayı eve yolladı. Bunun anlamı: Eşi benzeri olmayan kriz sürecinde, dünyanın en büyük yayıncısı ironiyi doğru olandan ayırmak için bir algoritmaya güvenecek. Bilgiyi propagandadan ve doğruyu da kurgudan ayırt etmek için algoritmaya bağlıyız.

YouTuber Paul Joseph Watson  “Coronavirus” başlıklı videosun da ‘Rusya’da virüs yok’ diye iddia ediyor ve Dünya Sağlık Örgütü’nün koronoya dair kullandığımız kelimelerin kontrolünü, polisliğini, yaptığını ve devamında politik amaçlar için virüsün tehlikesine dair bir histeri yayıldığını iddia ediyor. Bu yazı yazıldığında bu video bir milyona yakın izlenmişti.

Virüsün 5G’den kaynakladığını iddia eden yanlış teorinin yayılması da YouTube ile ilişkilidir. YouTube’ta yayınlanmış bu komple teorileriyle ilgili en popüler 10 video Mart ayında 5,8 milyon defa izlenmiş. Ve BBC’nin aktardığına gore bu komplo teorisi ile ilgili videoların hepsi, David Icke’in bir röportajında bu yanlış teorileri sunmasından sonra kaldırıldı. Buna rağmen hala Covid-19 ile ilgili 900 bine yakın takipçisine yayın yapmaya devam ediyor.

Online yayıncılığa yönelik gevşek düzenlemeler gerçek ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Örneğin, 5G istasyonlarının yakılması. Birleşik Krallık’ta Amerikan tarzı bir yayıncılığa doğru kayarken, bunun hayata yönelik etkileri hükümet tarafından en acil bir şekilde akla getirilmeli. Bu salgında hepimiz pasifliğimizin bedelini ödüyoruz.

Yazının orijinali için tıklayın.


Yayımlanan bu yazı Türkçe’ye yabancı dilden sosyokritik.com tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Go to TOP