Son Yazılar

Azınlığın Zenginliği Demokrasiyi Öldürüyor

Halkın öfkesi sistemi kesintiye uğratanlara yönelmek üzere iken insanlara onurlu bir yaşam teklif edecek bir düşünce geliştirme ve onların doğru bilgiye erişimini sağlayacak kanalları açma gerekliliği hasıl olmuştur.

Teorik olarak demokrasi; vatandaşların bilgiye dayalı siyasi kararlar verdiği bir sistem olarak tanımlanabilir. Demokrasinin gereğince işlemesi için vatandaşların bilgilenmesi ve olup bitenler üzerine yeterli bir muhakeme becerisine sahip olması kilit bir meseledir. Sistem, vatandaşlardan bir şeyler ister ve vatandaşlar da ondan isteneni bilir, bunlar vatandaşlık görevleridir. Vatandaşlık görevleri icra edilirken yapılan tercihlere, iyiyi ve kötüyü ayırt etme gücü eşlik etmeli ki alınan kararın toplumsal fayda ile sonuçlanması söz konusu olabilsin. Bilgiye dayanmadan verilen kararların doğruluğundan bahsetmek zor olduğu gibi, bunun duygusal ve ideolojik tepkilere dayanma ihtimali de yüksektir.

Bunun yanında demokratik olsun ya da olmasın her sistem doğru ve yanlışın ölçütlerini kendisi belirlemektedir. Bu ölçütler, iyinin ve kötünün sübjektif bir yaklaşımla belirlenmesinden öte o sistemi inşa eden toplumun ya da sistemin elitlerinin genel algısı ile irtibatlı olarak gelişir. Sosyo-ekonomik ve kültürel sınıfı ne olursa olsun her vatandaşın, karar verme ve seçim yapma açısından iyiyi ve kötüyü ayırt edebilme kapasitesine sahip olması ve vereceği kararın bilgiye dayanması gerekir. Örneğin, çok partili bir düzende kişinin parti tercihi özünde şu inancı gösterir; seçtiğim parti bana diğerlerinden daha fazla fayda sağlayacaktır. Bunları birbiri ile kıyaslar, seçenekleri hakkında sahip olduğu malumat üzerinden değerlendirerek bir karara varır.

Eğitim, bu yüzden sistemin işleyişi için en gerekli olan faaliyetlerden biridir. Demokrasinin asgari koşullarından biri ‘eğitilmiş’ seçmenlerdir. Vatandaşlar, muhakeme gücünü böylesine bir eğitim sürecinde elde eder ve aynı zamanda sistemin genel değerlerinin farkına varır. Fakat eğitim, ideolojik ve sistemsel değerleri aktarmayı öncelerse, vatandaşların farklı ve sistemde sunulanın dışında var olan unsurların bilgisine erişme imkânı azalır ve demokrasi idealinin kendisi zarar görmeye başlar. Sistemin güç odakları, eğitim sürecini kendi istekleri doğrultusunda yönlendirirse bilgi ve malumat temelli karar alma süreci zarar görür.

Bilgiye dayalı kararlar almak söz konusu olduğunda güçler ayrılığı ilkesinin hayati olarak görüldüğü demokrasi düşüncesinde dördüncü güç olarak medya ve gazetecilik akla gelir. İlkeli medya organları, vatandaşları olan bitenden haberdar eder, dengeli eleştiriler aktarır ve bir gözetleyici olarak politikacıları dikkatli davranmaya iter. Teoride, medya, halkın bilgi alma hürriyetini sağlamayı amaçlar ve halkın faydasını gözetir. Bilgiye dayalı karar alabilmek ve seçim yapabilmek için medya önemlidir; fakat medya güç odakları ile yakın ilişki içindedir ve onlardan da ayrı değildir. Devletin ve liberal piyasanın elinde şekillenen medya, diğer güçler (yasama, yürütme, yargı) gibi etkilenir ve etkiler; kontrol edilir ve kontrol eder.

Güçler ayrılığı (medya ve eğitim de bu güçlerin bir parçası olmak zorunda) ilkesi gereğince işlemezse yöneticileri sorumlu olmaya çağırması gereken bilgilenmiş vatandaşlar siyasi otoriteden gelen bilgilerle sağlıklı bir şekilde beslenemeyeceğinden demokratik süreç kesintiye uğrar. Vatandaş güç çatışmalarının arasında kalmadan, özgürce bilgiye erişmelidir ki bilgiye dayalı kararlar alabilsin. Aksi takdirde demokrasi düşüncesinin dördüncü güç olarak konumlandırdığı, vatandaşları bilgilendiren özgür bir medyanın varlığından bahsetmek mümkün olamaz. Çünkü medya güç odaklarının kontrolündedir, buna sosyal medya da dahildir. Bundan hareketle demokratik toplum düşüncesini tehdit eden güç tekelleşmeye meyillidir. Bunu da eğitim ve medya ile gerçekleştirmeye çalışır.

Gücün ekonomik boyutu olan azınlığın zenginliği de demokrasi düşüncesine zarar verir. Azınlığın zengin olduğu ekonomik düzende, azınlığın medyası tahkim edilir ve böylece haber alma, bilgilenme, eğitim, güçler ayrılığını sağlaması gerekirken gücün tek bir elde toplanması durumunu ortaya çıkarır. Bu güçlerin ayrılığını sağlayacak kontrol mekanizmalarının ve hakkını arayan vatandaşların olmayışı, demokrasiye dayandığını iddia eden zenginlerin ve devletin eliyle demokrasinin zayıflatılmasına yol açar. Toplumun kendi yararına yönelik davranabilmesini sağlamak için toplum, endoktrinasyondan uzak bir eğitim, serbest düşünme ve tartışma zeminine sahip olmalıdır. Yasama, yürütme, yargı, medya ve diğer unsurlar baskı altında olmadan işlemeli ki bilgiye ve tartışmaya dayalı bir süreç işlesin. Demokrasinin dayandığı demos (halk), siyasetin işleyişine dair bilgi eksikliği yaşarsa demokrasi fikri zarar görür.

Burada zenginliğin asıl etkisi ortaya çıkar; çünkü azınlığın aşırı zenginleştiği kapitalist düzende lobicilik faaliyeti yükselir ve zenginler; yasama, yürütme, yargı ve medya olmak üzere tüm güçlerin üzerinde etki kurar. Burada devletin kendisi ve vatandaşlar manipülasyona ve algı operasyonlarına maruz kalarak bilgiye dayalı seçimden ve karar almadan uzaklaşırlar. Azınlığın zenginliği demokrasi fikrine doğrudan tehdit oluşturmaktadır. Refahın eşit dağıtılmadığı yerlerde güç tekelleşir. Demokrasinin işleyişi, refahın topluma yayılmasına ihtiyaç duyar çünkü demokrasi rejimi, demosa fayda sağlamadığı zaman kendi var oluş nedenini ortadan kaldırır. Refahın halk arasında eşit dağıtılması ise halkın sistemi sahiplenmesine yol açar.

Halk refaha erişmediği ve geçim sıkıntısı çektiği zaman, bilgiye dayalı karar alma süreci zayıflar ve insanlar daha çok duygulara hitap etmeye başlayan popülist fikirlere eğilim gösterir. Burada orta sınıfın önemi ortaya çıkar; orta sınıf sadece ekonomi için değil demokrasi için de hayati bir rol üstlenir çünkü orta sınıfın geniş olması refahın toplum içerisinde nispeten daha iyi dağıldığına işaret eder. Burada dikkat çekici olan refah ile bilgiye dayanan karar alma ve seçim yapma (demokrasi fikri) arasındaki doğrudan bağlantıdır. Ama orta sınıfın geniş olması doğrudan ideal demokrasinin başarılı olacağı anlamına da gelmez. Bu sadece şartların oluşması demektir ve refah düzeyi artmış insanların demokratik sisteme katılmada daha istekli olduğu gözlemlenir. Hükümetten, meclisten, yargıdan ve medyadan şeffaf olmayı talep ederler ve bilgilendirilmeye önem verirler.

Orta sınıfın çökmesiyle popülizmin artışı arasında bir ilişki vardır. Bilgiye erişim kesintiye uğrayınca bilginin önemi azalır ve duygular önem kazanmaya başlar. Bunun sonucunda duygulara hitap eden siyaset, bilgi ve tartışmaya dayalı karar alma ve seçim yapma durumunu ortadan kaldırır. Bu şartlar altında halk, onlara hayata dair toptan bir açıklama sunan popülist fikirlere meyleder. Tartışma, düşünme ve bilgi sahibi olmanın önemi azalır. Zengin azınlık, statükoyu korumak için lobicilik faaliyetleri ve medyatik algı operasyonları ile hakikati zedeleyerek buna katkı sunar. Doğruya veya hakikate dair inanç zayıfladıkça artık bilmenin ve bilgiye dayanan kararlar almanın bir anlamı yoktur. Bu yüzden gelir adaletsizliğini ortadan kaldırmak demokrasi için bir zorunluluktur.

Eğer zenginler servetlerini paylaşmaz ise ve gelir adaletsizliğini ortadan kaldıracak radikal sistemsel değişiklikler yapmazlarsa, demokrasi düşüncesi tamamen ortadan kalkabilir. Halkın bu değişiklikleri talep ettiği gözlemlenmektedir. Fakat bununla birlikte zengin azınlık, imtiyazlarını korumak için lobicilik ve internet üzerinden algısal habercilik faaliyetlerini artırmaktadır. Buna karşın halk arasında haksız paylaşıma karşı bir tepki olduğundan bahsetmek mümkündür fakat bu tepki popülist fikirlere destek olarak tezahür etmektedir. Refahın ve gücün bir azınlığın elinde yoğunlaşması insanları duygu ve tepki siyasetine itmektedir.

Zengin azınlığın gücünün dayanağı olan bu sistem şu an bu azınlığın kendi davranışları yüzünden tehdit altındadır. Zenginler, piyasa kapitalizmi ve asgari demokratik zemin sayesinde zenginleşerek sistemin kendisini tehdit eder konuma gelmişlerdir. Gelir adaletsizliğinin artması ve fırsat eşitliği neticesinde sınıfsal iyileşme imkanlarının azlığı (social mobility) sisteme yönelik bir tehdit oluşturmaktadır. Refah toplumunun özelliği olan sınıfsal geçişler zorlaştıkça, çeperlere itilen insanlar bir demos’un varlığı fikrinden uzaklaşırlar. Bu uzaklaşma neticesinde demokrasinin ihtiyaç duyduğu idealize şekliyle ‘halk tarafından ve halk için’ olan bir yönetim şeklinden bahsetmek mümkün değildir.

Sonuç olarak eğitim, bilgi temelli kararlar alma ve erişilen bilgileri eleştirme becerisi kazandırması açısından önem arz etmektedir. Halk kendi kendisini eğitmek zorundadır çünkü eğitim, zengin azınlığın ürettiği teknolojiye bağımlı hale gelmiştir ve bu teknoloji aracılığı ile bilgi kirliliği her geçen gün artmaktadır. Eğitim, bu teknoloji ve medya aracılığı ile üretilen bilgiyi değerlendirme becerisi kazandırmak olarak konumlandırılmalıdır. Bu alanda yürütülmesi gereken en önemli mücadele doğru bilgiyi ayırt etme ve seçme becerisini kazandırmaya yönelik bir çaba içine girmektir. Yoksulluğun ve tepki siyasetinin halkın eğitilmesine engel olmaması için çalışmak gerekir.

Halk, mevcut medyanın kendilerini gündemden haberdar ettiğini düşünmüyor, bu yüzden sadece siyasi görüşüne yakın medya organlarından beslenerek medya savaşlarının varlığını deklare ediyor. Doğru bilgi akışı kesildi ve bilgiye dayanan karar alma ve seçim yapma imkânı ortadan kalktı. Refahın toplumun geneline yayılmaması bu kırılmaları daha da arttıracak ve sistemi kesintiye uğratanların zenginler olduğu anlaşıldığında tehdit zenginlere dönecektir. Halkın öfkesinin zenginlere yöneleceğinin sinyalleri gelse de hala buna yönelik bir irade gerçekleşmiş değildir. Bunun temel sebebi bilgilenme kanalları olan medya ve eğitimin, güç ve kontrol amaçlı araçsallaştırılmış olmasıdır. Halkın öfkesi sistemi kesintiye uğratanlara yönelmek üzere iken insanlara onurlu bir yaşam teklif edecek bir düşünce geliştirme ve onların doğru bilgiye erişimini sağlayacak kanalları açma gerekliliği hasıl olmuştur. Demokrasinin, huzur ve istikrar içinde yaşamanın tek şartının, sosyal adaletin ve bilgiye dayanan karar alma mekanizmasının mevcut olduğu bir düzen oluşturmaktan geçtiği açık bir gerçektir.

Fırtınaya yön veren kelebeklerin kanat çırpışıdır.

Görselin kaynağı: Dave Wittekind

Go to TOP