Son Yazılar

Halk Demokrasinin Nesi Olur?

Halkın mücadelesinin temelinde herkese hakkının verildiği adil bir paylaşım ve yönetim olmalıdır. Devlet ‘halk tarafından ve halk için’ olmaktan çok ‘zenginler tarafından ve zenginler için’ olan bir sisteme dönüşmüştür, demokrasi hiç gerçekleşmemiş bir ideal olarak kalmıştır.

Azınlığın zenginliği demokrasiyi tehdit ediyor temalı yazımda, demokrasinin oturduğu zemin üzerinden refahın tüm topluma yayılmasının bir gereklilik olduğunu tartışmaya çalıştım. Geçtiğimiz iki üç yıl içerisinde özellikle yapay zekanın yükselişi ile beraber refahın ve kapitalin tekelleşme meylinin artacağı konuşuluyordu. Eğer yeni kurulan ekonomik model sadece gücü elinde bulunduran kesime fayda sağlarsa buradan iç savaş dahil büyük kargaşaların çıkabileceği öngörülüyor. Yapay zekâ, sadece algoritmaları geliştirenlerin önyargılarını taşımaları açısından tartışılmıyordu; aynı zamanda ‘kim karar veriyor’ ve ‘kimin karar vereceğine kim karar veriyor’ bakış açısından da inceleniyordu. Sosyokritik’te çevirdiğimiz Shoshana Zuboff’un ‘Uzaktan Kontrol Ediliyorsunuz’ başlıklı yazısı bunu kapsamlı bir şekilde tartışıyordu. Karar vericiler olarak teknolojik firmalar ellerinde bulundurdukları güç sayesinde ayrıcalıklı konuma yükseliyor ve bu yeni ekonomik model dizayn ediliş şekli açısından; tekelci ve sömürgeci bir düzen kuruyor. Teknoloji araçları durmaksızın veri üretmeye başlamış ve yeni ekonomik sistemde veri çok önemli bir konuma yükselmiştir. Veriyi elinde bulunduranların daha ayrıcalıkla hale gelmesi sistemin güç sahiplerini besleyen düzeneğinden kaynaklanmaktadır.

Bunun dışında yapay zekâ ve yeni ekonomik üretim modeli (endüstri 4.0 olarak adlandırılan üretime yapay zekanın dahil edilmesi) tekelleşmeye hız kazandıracak çünkü bilgisayar gücünü elinde bulunduran azınlık, yapay zekanın gelişimi ile daha da ayrıcalıklı hale gelecektir. Bu tartışmalara artan bir şekilde eşlik eden; refahın paylaştırılması ve iş gücünün robotlara devredilmesi sonucu sistemin parazit olarak gördüğü bu yeni sınıfın da refahtan bir şekilde pay alması gerektiği fikriydi. Bu görüşü savunanlar sistemin çökmemesi için zenginleri sorumluluk sahibi olmaya çağırıyor ve bunun etik bir mevzu olduğunu düşünüyorlardı. Yapay zekânın alacağı yazılımsal (algoritma) kararları etik olarak değerlendirenlerin yanına ekonomik düzenin de etik sorumluluklarını hatırlatanlar eklenince bunu ‘etiğin yükselişi’ olarak değerlendirdim bir yazıda. Sistemsel krizlerin baş göstermesi ile zengin azınlık; sosyal, ekonomik ve çevresel krizleri göz önünde bulundurmaya çağrılmıştır.

Bu sistemsel değişikliği uzun yıllardan beri talep eden ve ‘ezilmiş’ sınıfın haklarını gözetecek siyasi bir fikrin yükselmesi için kavramsal bir çerçeve oluşturmaya çalışanlardan biri de David Harvey’dir. Bununla birlikte şu ana kadar silikon vadisinin koridorlarından çıkan en paylaşımcı sistem ‘Universal Basic Income (Evrensel Temel Gelir)’ önerisidir. Bu. sistemi kökten değiştirmeyi vaat eden bir fikir olmaktan çok sol soslu silikon vadisinin paylaşımcı ama eşitlikçi olmayan doktrini olarak değerlendirilebilir. David Harvey bunu ‘silikon vadisinin hayali hepimize evrensel temel bir gelir vererek koltuğa oturtup hiç durmadan Netflix izletmektir’ diyerek eleştiriyor.

Son zamanlarda popülerlik kazanan bu öneri yeni sıkıntılar doğuracaktır. Bu, boş vakti de metalaştırılmış insandan boş ve dolu vakti bir olmuş tüm hayatı metalaşmış insana geçişi temsil ediyor. Üretim zincirinden dışlanmış insana yok olana kadar oyalanacak bir emzik vermek olarak bakılabilir. Byung-Chul Han’ın 2014’te yazdığı ‘Bugün Devrim Neden Mümkün Değil? yazısında anlattığı gibi misafirperverlik, yardımseverlik ve dostluk gibi insani özellikler; paylaşım ekonomisi üzerinden ticarileştirilmektedir. O da Harvey gibi komünizmin bazı kavramlarının kullanılmasını eleştirerek bunu ‘komünizmin ticarileştirilmesi’ olarak değerlendirdi. Gelir adaletsizliği ve çevresel sorunlara çözüm olarak sunulan paylaşım ekonomisi insani ilişkilerin de metalaştırıldığı bir durum ortaya çıkarmıştır. Veri toplama platformları (Netflix, Facebook, Twitter) ile boş vakit metalaştırılırken, Airbnb ve BlaBlaCar ile bağlantılar ve şahsi mekanlar metalaştırılmıştır.

Buna ek olarak aşırı tüketimden kaynaklı sistemsel ve çevresel tıkanıklıklar, evrensel temel gelir fikrini de çöpe atacaktır çünkü üretmeden tüketmesi beklenen gereksiz bir sınıf doğa üzerine gereksiz bir yük olarak görülmeye başlanmıştır. Paylaşmayı büyümenin önünde bir engel olarak gören bu sistem, gezegenin de tehdit altında olduğunu görünce nüfus azaltma politikalarını daha yüksek perdeden dile getirmiştir. Ne olursa olsun büyüyen eşitsizlik, toplumsal rahatsızlık kazanını kaynatmaktadır ve buna halkın çevresel sorunlara olan tepkisi de eklenmektedir. Halkın ekonomik ve siyasi kararlara dahil edilmemesi ile birlikte gereksiz ve fazlalık görülmesi ve nüfus azaltmaya yönelik politikaların daha görünür hale gelmesi ile beraber eşitsizlik fikri daha da güçlenecektir.

İngiliz gazetesi Guardian’ın verdiği haber; bir düşünce kuruluşunun yükselen eşitsizlik hakkında uyardığını ve eğer hükümet gerekenleri yapmaz ise bunun sistemsel tehditler üreteceğini tartışıyordu. Covid-19 salgınından dolayı azınlıkların ve fakir alt tabakanın çok kötü etkilendiğini ve bunun nesiller boyu devam edecek sistemsel sorunlar üreteceğinden bahsediliyordu. Sistemin en az fayda sağladığı kesimler bu ekonomik krizden en kötü etkilenenler (hem ekonomik açıdan hem de ölüm oranları açısından) oldular. Korunma imkânı olmayan ve evde kal çağrılarına ekonomik sıkıntıları yüzünden uyamayan bu insanların patlamaya hazır bir bomba olduğu son zamanlarda baş gösteren siyahi ayaklanmalarında da görüldü. Piramidin en altındakilerin ayaklanmaktan ve daha adil bir bölüşüm isteme iradesi ortaya koymaktan başka bir çaresi yoktur.

***

Servetlerini sözde demokratik düzene borçlu olan zengin azınlığın refahı topluma yaymamaları beslendikleri sisteme bir tehdit olmaya başlamıştır temalı önceki yazıya paralel olarak Fikir Turu’nun yakın zamanda çevirdiği Munsif Merzuki’nin ‘Acı verici gözden geçirmeler: Liberalizmi yeniden düşünmek’ başlıklı yazısı da sistemsel krizleri ve adil paylaşımı tartışmaktadır. Merzuki; liberallerin savunduğunun aksine pasif devlet anlayışının olmadığını ve liberallerin ne zaman korunmaya ve destek görmeye ihtiyaçları olsa imdatlarına koşan bir devletin söz konusu olduğunu iddia etmektedir. Parlamenter demokrasiden en çok faydalananların zenginler olduğu fakat vergi kaçırmak ve daha çok zenginleşmek için onları, liberal modelin iddia ettiğinin aksine pasif kalmayarak koruyan devlete zarar verdiklerini tartışıyordu. Halka fayda sağlamayan bir demokrasiden bahsetmek mümkün değildir, bu yüzden devlet zengin azınlığın değil ezilen çoğunluğun haklarını öncelemelidir.

Bu bölüşüm düzeninin toplumsal krizlere gebe olduğunun farkında olan 181 büyük Amerikan şirketi sadece hissedarlara değil işçilere ve topluma da faydalı olacak bir ekonomik model için taahhütlerini sıraladıklarını anlatıyor Merzuki. Liberalizmin devletten yani halktan her istediğini aldığını ama hiçbir şey vermediğini ve ne zaman korunmaya ihtiyacı olsa pasif olmasını istediği devleti kendisini korumaya çağırdığını belirtiyordu. Liberallerin ikiyüzlülüğü sisteme büyük tehdit getiriyor. Vergi vermemek için o vergi cennetinden bu vergi cennetine koşan, vergi yasalarını atlatmak için bir muhasebeci ve avukat ordusu çalıştıran büyük şirketlerden insaf beklemek kapitalistleri tanımamış olmak demektir. Liberal devlet modeli, yasalar ile liberal ekonomiyi korumaya çalışırken liberal ekonomi, devletin altını oymaktadır.

Bunun yanında Financial Times gibi ultra zenginlere paralarını nasıl harcayacaklarını tavsiye eden ve pasif devletin savunucularından olan gazete, yakın zamanda devletin daha aktif bir rol alarak daha adil bir paylaşım üzerine çalışması gerektiği yönünde çağrı yaptı. Neo-liberal çağın yasalarının tamamının gözden geçirilerek ayrıcalıklı zengin kesimin daha çok vergilendirilmesi gerektiği tartışılıyordu. En zenginin en büyük payı aldığı bu düzenin ve servetini korumak için lobi faaliyetleri ile yasalara etki edebilen bu ultra zenginlerin daha çok göze battığı çok açık. Bunların konuşulması bir oyalama taktiği de olabilir fakat aynı zamanda sistemin kırılganlığını da ortaya koymaktadır. Teknolojik gelişmelerle beraber ortaya çıkan yeni ekonomik model bu kırılganlığı artıracaktır ve salgın sürecinde üzerinde düşünülen temassız ve belki de insansız ekonomi modeli zengin fakir ayrımını daha da keskinleştirecektir.

Liberal sistemi çevresel sorunlara duyarlı olmaya çağıran ve insanların hayatlarıyla oynayacak kadar gözü dönmüş kâr odaklı gıda ve ilaç şirketlerini halk sağlığı fedaileri olarak görmek isteyen devlet, piyasanın bir aracı olmuştur. Kapitalizm etiği, liberal devletin işleyişini sağlamak üzerine inşa edilmiştir. Kapitalistlerin sorumluluklardan bahsetmesi, daha adil bir bölüşümün varlığına inanmaktan çok işlemez hale gelmiş sistemi tamir etmek içindir. Demokrasi düzeni kurulurken dayanak noktası olarak konumlandırılan, sistemin koruduğunu iddia ettiği ama bölüşüm masasına oturtulmayan halk; bu konuma gelmeyi talep etmelidir. Demokratik bir devlet kurulurken demos (halk)’a vurgu yapanlar düzen kurulduktan sonra halkı hatırlamak bile istemiyorlar. Burada kendini hatırlatmak isteyen halk ise popülist fikirler ve iletişim araçları ile her türlü duygusal tepkiler geliştiriyor.

Önceki yazıda da tartıştığım gibi halk doğru bilgi kanallarını oluşturmalı ve sistem üzerine baskı grupları oluşturmalıdır. Zenginlerin lobicilik faaliyetlerine karşı sayıca fazla olan halkın birlik içinde mücadelesi ile gücü artacak ve ‘tersine lobicilik’ olarak işleyecektir. Halkın mücadelesinin temelinde herkese hakkının verildiği adil bir paylaşım ve yönetim olmalıdır. Devlet ‘halk tarafından ve halk için’ olmaktan çok ‘zenginler tarafından ve zenginler için’ olan bir sisteme dönüşmüştür, demokrasi hiç gerçekleşmemiş bir ideal olarak kalmıştır. Seçim çalışmalarının zenginler tarafından fonlanması ve onların propaganda makinesi olan basın kuruluşlarının (sosyal medya dahil) yönlendirmesi çok etkili olunca halkın sesi siyaset koridorlarına ulaşamaz olmuştur. İçinde halkın olmadığı bir halk yönetim biçimi geriye kalmıştır.

Go to TOP