Son Yazılar

Dünyanın İlk Yapay Zekâ İmparatorluğu: Çin

Yakın bir gelecekte Çin dünyanın ilk yapay zekâ süper gücü olabilir. Ve bu durum sadece Çin’in kendi toplumunu kontrol etmesini sağlamayacak. Zira Çin sadece kendi ülkesinden veri toplamıyor.

Çin Devlet Konseyi 2017 yılında yayınladığı “Yeni Nesil Yapay Zekâ Geliştirme Planı” ile 2030 yılına kadar Çin’in yapay zekâ alanında lider olma hedefini tüm dünyaya ilan ediyordu. Plan Çin’in Yapay Zekâ hedeflerini tarihsel olarak 2020, 2025 ve 2030 Stratejik Hedefleri diye 3 ana bölüme ayırmıştı. 2020 yılına kadar bu alanda küresel bir standart oluşturulacak ve sektöre 150 milyar RMB’lik (Çin’in resmi para birimi) bir yatırım yapılacaktı. 2025 yılına kadar en az 400 milyar RMB’lik bir çekirdek yapay zekâ endüstrisinin yanı sıra, yapay zekâ yasa ve yönetmelikleri oluşturulacaktı. Son olarak ise 2030’a gelindiğinde günlük hayata derinlemesine yerleşmiş yapay zekâ ve bir trilyon yuanı aşan bir çekirdek endüstri ile Çin dünyanın en büyük yapay zekâ geliştiricisi olacaktı.

Devlet Konseyi’nin planı zaman geçmeden uygulanacak ve ülkedeki tüm kurumlar aynı hedefe odaklanarak hareket etmeye başlayacaktı. 13 Aralık 2017’de Çin Sanayi ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı “Yeni Nesil Yapay Zekâ Endüstrisinin Gelişimini Teşvik Etmek İçin Üç Yıllık Eylem Planını (2018-2020)” yayınladı. Eylem Planı çok geniş bir tavsiyeler bütünüydü fakat planın en önemli noktası şu cümleydi: “Hükümet ve finans sektörü Yapay Zekâ girişimlerini desteklemek için tüm fedakârlıkları yapmalıydı”

Tarihler Ekim 2018’i gösterdiğinde, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping Pekin’de katıldığı Politbüro toplantısından sonra basının önüne çıkıyor ve şu konuşmayı yapıyordu: “Yapay zekâ, Çin’in teknolojik devrimi ve endüstriyel dönüşümü için hayati bir konudur ve yapay zekâ konusunda ön plana çıkmak geleceğin fırsatlarını yakalayıp yakalamayacağımızı belirleyecek stratejik bir konudur.”

Çin’de bir konu Xi Jinping tarafından dillendiriliyorsa, o konu artık devletin tüm kademelerinin dikkat etmesi ve mutlak surette başarılı olunması gereken bir iş olarak görülür ve sistemin çarkları o konu için dönmeye başlardı. Her ne kadar Çin’in özel sektör bazlı yapay zekâ çalışmaları daha eski tarihlere dayansa da bu işin devlet stratejisi haline gelmesi bu tarihlere denk geliyordu. 2017’de yayınlanan eylem planı ve öncesindeki çalışmalar ilk tohumlarını vermeye başlamıştı. Çin artık yapay zekâya yapılan yatırımlarda başat ülke konumuna gelmişti. 2018 yılında tüm dünyada yapay zekâ start-uplarına yapılan toplam yatırımın yüzde 48’i Çin’den gelirken, yüzde 38’i ABD’den ve yüzde 13’ü ise dünyanın geri kalanı tarafından finanse edilmişti. Aralarında Tencent, Baidu ve Alibaba gruplarının da bulunduğu Çinli şirketler yapay zekâ alanında devasa yatırımlar yapmaya başlamışlardı. Çin’in büyük nüfusunun yarattığı inanılmaz data ve gizlilik hakları konusundaki rahat tutumu ülkedeki yapay zekâ şirketlerinin bir anda inanılmaz seviyelere ulaşmasını sağlamıştı. Özellikle yüz tanıma sistemleri ve e-ticaret algoritmaları konusunda dünyadaki diğer rakiplerinin ciddi anlamda önüne geçmiş durumdaydılar. 

Çin şu an yapay zekâ konusunda dünyada en fazla akademik makale üreten ülke. Scopus’un verilerine göre 2018 yılında Çin’de yapay zekâ alanında 24 bin 929 akademik makale yazılmışken, aynı yılda ABD’de üretilen makale sayısı 16 bin 233. Dünyadaki toplam sayı ise 143 bin. Çin, yapay zekâ ile ilgili alınan patentlerde de dünya lideri konumunda. Çin’in sadece 2017’de yüz tanıma teknolojisi ile ilgili 900 patent aldığını biliyoruz.

Sayısal olarak ABD’nin ve dünyadaki diğer ülkelerin önünde bulunan Çin, üretilen içeriklerin etkisi bakımından aynı seviyede bulunmuyor. Örneğin Çinli akademisyenlerin yazdığı makalelerin atıf alma miktarı ABD’li akademisyenlerin oldukça gerisinde bulunuyor. Bununla birlikte yüz tanıma teknolojisi gibi bazı alanlarda Çin’in öncülüğüne rağmen, insani düşünmeye sahip makineler gibi konularda ABD’li şirketlerin açık ara önde olduğunu biliyoruz. Yine donanım konusunda Çin’in önemli eksiklikleri mevcut. Örneğin dünyanın önde gelen yapay zekâ destekli çiplerinin çoğu Nvidia, Intel, Apple, Google ve Advanced Micro Devices (AMD) gibi ABD şirketleri tarafından üretiliyor. Hatta Çin’in yapay zekâ konusunun abartıldığını düşünen akademisyenler bile mevcut. Bu konuyla ilgili önemli çalışmaları bulunan Jeffrey Ding, “Çin, verilere erişim dışındaki her ölçümde Amerika Birleşik Devletleri’nin gerisinde” diyerek Çin’in AI (yapay zekâ) konusunda düşündüğümüz kadar ileride olmadığını söylüyor.

Fakat yapay zekâ konusu hala dünyada emekleme aşamasında olan bir alan ve Çin bu konuya yeni sayılabilecek bir zamanda eğildi. Henüz birçok alanda ABD’nin gerisinde olmasına rağmen, Çin dünyanın en hırslı ve en kapsamlı yapay zekâ stratejisine sahip ülkesi diyebiliriz. Bu gidişle ABD ile arasındaki açığı da yakın zamanda kapatması oldukça olası görünüyor. Zira Çin’in yapay zekâ stratejisini yakından takip ederseniz, Pekin yönetiminin pek çok şeyi doğru yaptığını da gözlemleyebilirsiniz. Devlet yapay zekâ start-uplarına vergi indirimleri, ofisler, hibeler, krediler gibi inanılmaz teşvikler sağlıyor. Batıda kendi kendine büyümeye çalışan şirketlere karşılık, Çin’de devletin inanılmaz ekonomik gücünü arkasına alan şirketler bulunuyor. Bunların yanı sıra konuyla ilgilenen akademisyenlerin istihdam edilmesine de önem veriliyor. Örneğin Tsinghua Üniversitesi tarafından hazırlanan 2018 Çin Yapay Zekâ Geliştirme Raporuna göre, 2017 yılı itibariyle Çin, 18 bin 200 kişi ile ABD’den sonra dünyada en fazla yapay zekâyla ilgilenen bilim adamı ve mühendise ev sahipliği yapan ülke.  

Peki Çin’in yapay zekâ konusuna bu kadar önem vermesinin sebebi ne? Çin’in yapay zekâ çalışmalarının arkasındaki temel motivasyon ne?

Her şeyden önce Çinli yetkililer yeni çağda dataya hâkim olanın dünyaya da hâkim olacağını çok iyi biliyor. Yapay zekâ da veriyi işlemenin ve anlamlandırmanın en hızlı yolu. Bu sayede endüstriyel büyüme devam edecek. Şehir planlamasından tutun, akıllı ulaşıma, sağlık hizmetlerinin daha verimli sunulmasından, ulusal güvenliğe kadar pek çok alanda yönetimi kolaylaştıracak yenilikler sağlayacak. 2018 yılında yapay zekânın küresel ekonomiye katkısı 2 trilyon dolar iken 2030’da bu katkının 15,7 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bu da sektörün nasıl büyük bir ekonomi yaratacağını gösteriyor.

Ancak tüm bunların ötesinde yapay zekâ, Çin’in devasa nüfusunu kontrol etmede Çin’e hayati avantajlar sunuyor. 55 farklı etnik unsuru bünyesinde barındıran ve liberal kavramları kendine tehdit olarak gören Çin, olası bir toplumsal huzursuzluğun daha başlamadan önüne geçmede yapay zekânın bilgiyi işleme gücüne oldukça güveniyor. Yani Çin, yapay zekâya yapılan yatırımı önleyici savaşın bir parçası olarak görüyor. Bu yolla olası bir saldırıyı daha saldırı gerçekleşmeden önlemek istiyor. Kısacası, 1.4 milyar insanı yapay zekâ entegre edilmiş makinelerle izlemek ve analiz etmek ve tarihte bugüne kadar eşi görülmemiş bir ulusal gözetim sistemi oluşturmak bu çalışmaların en önemli motivasyonlarından biri. 

Sonuç olarak, yakın bir gelecekte Çin dünyanın ilk yapay zekâ süper gücü olabilir. Ve bu durum sadece Çin’in kendi toplumunu kontrol etmesini sağlamayacak. Zira Çin sadece kendi ülkesinden veri toplamıyor. Tıpkı ABD gibi dünyanın geri kalanından da veri toplamaya başladı. Tiktok gibi dünya çapında yaygınlaşan uygulamaları sayesinde, Çin de kişisel verilere ulaşmada problem yaşamayacak. Bu uygulamaların da ötesinde 170 ülkede hizmet veren Huawei, dünyanın en önemli telekomünikasyon şirketlerinin yüzde 80’i ile iş yapıp birçok ülkenin 5G altyapısını inşa ediyor. 2027’ye kadar yaklaşık 50 milyar dolara ulaşması beklenen 5G pazarının şu an tartışmasız lideri de Huawei.

Sadece 3 yıl sonra 1 milyar kullanıcıya ulaşması beklenen 5G sayesinde makinelerin birbirleriyle veya daha büyük sistemlerle bağlantılı olduğu bir dünyaya adım atacağız. Ve birçok ülkedeki veriler Huawei’nin alt yapısı aracılığıyla dolaşımda olacak.

Özetle, veri, çağımızın yeni petrolü durumunda ve Çin de yeni OPEC olacak. Hep birlikte yapay zekâ temelli yeni bir imparatorluğun doğuşuna şahit olacağız. Şu an yolun çok başındayız ve dünyanın en büyük iki gücü bu alandaki liderliği ele geçirebilmek için inanılmaz bir mücadele veriyor. İşte tüm bu sebeplerden dolayı ABD ve Çin arasında yıllardır devam eden ve önümüzdeki yıllarda daha da artacak olan gerginliği basit bir ticaret dengesizliği üzerinden değerlendirmek yerine, makineler çağının yeni liderini belirleyecek bir mücadele olarak okumak gerekir diye düşünüyorum.

Shanghai Üniversitesinde Kamu Diplomasisi alanında doktora yapıyor. Çin Uzmanı. ...

Go to TOP