Son Yazılar

Uzaktan Kontrol Ediliyorsunuz

Gözetim kapitalistleri ticari nesnelere karşı insanların sürülmesi, güdülenmesi, ayarlanmasını sağlayan davranışlara müdahalenin en tahmin edilebilir veri olduğunu keşfedince artık insanlar uzaktan kontrolün hedefi haline geldiler.

Federal Ticaret Komisyonunda mahremiyet ve hukuk hakkındaki tartışma o gün görülmemiş bir şekilde kızıştırılmıştı. Teknoloji endüstrisinin üst düzey yöneticileri kendilerini yönetecek yeteneklere sahip olduklarını ileri sürüp hükümet müdahalesinin pahalı ve faydasız olacağını ileri sürüyorlardı. Sivil liberaller ise şirketlerin veri kabiliyetlerinin bireysel özgürlüklere eşi görülmemiş bir tehdit olduğu konusunda uyarılarda bulunuyorlardı. Bunlardan biri şunu vurguluyordu ‘elektronik çağda insanoğlunun ne olduğuna karar vermek zorundayız. Bizler sadece ticari meta mı olacağız?’ Bir komisyon üyesi sordu ‘çizgiyi nereye çizmeliyiz? Yıl 1997 idi.

O çizgi hiçbir zaman çizilmedi ve şirket yöneticileri kendi yollarında devam ettiler. 23 yıl sonra kanıtlar göz önünde artık. Bu zaferin meyvesi benim kendisine “gözetim kapitalizmi” dediğim yeni bir ekonomik akıldı. Başarısı tek taraflı cehaletimiz, yanlış yönlendirme, örtmece ve sahtekârlığa sarmalanmış bir sis oluşturmak için icat edilmiş sistemin operasyonlarına bağlıdır. Bir zamanlar gözetim kapitalistleri tarafından ‘dünyanın en geniş hüküm sürülemeyen alanı’ olarak kutlanan internet içinde kök saldı ve serpildi. Fakat güç boşluğu dolduruldu ve bir zamanlar hüküm sürülemeyen vahşi alanlar artık yönetimsiz bırakılmıyor. Bunun yerine bu alanlar özel teşebbüs gözetim kapitalistleri tarafından sahiplenilip işletiliyor ve demir kanunlarla idare ediliyor.

Gözetim kapitalizmin son 20 yıldaki yükselişi büyük oranda karşı konulmaz bir şekilde gelişti. ‘Dijital’ hızlıydı ve sürüden ayrılanların geride bırakılacağı bize söyleniyordu. Birçoğumuzun telaşlı Beyaz Tavşanın ardından koşuşturup vaat edilmiş dijital Harikalar Diyarına Alice gibi düşüp sanrılara kapılmamız pek de şaşırtıcı değildi. Harikalar diyarında, bedava yeni dijital servisleri kutluyorduk, fakat şimdi anladık ki bu servislerin ardındaki gözetim kapitalistleri bizi beleş ticari mal olarak değerlendiriyorlar. Biz Google da araştırma yaptığımızı sanıyorduk fakat anladık ki aslında Google bizi araştırıyor. Biz sosyal medyayı bağlanmak için kullandığımızı sanıyorduk fakat öğrendik ki bağlanmak sosyal medyanın bizi kullanma şekli.  Açıkça yeni TV’imizin ya da yatağımızın neden bir gizlilik politikasına sahip olduğunu nerdeyse hiç sorgulamıyorduk ancak bu ‘gizlilik’ ilkelerinin aslında gözetleme politikaları olduğunu anlamaya başladık.

Ve gerçek boyutunu anlayamadıkları için otomobile ‘atsız taşıma’ diyen atalarımız gibi biz de interneti herkesin istediği bir notu iliştirebileceği bir ilan tahtası gibi görüyorduk. Kongre bu aldatmayı bir yasa ile sağlamlaştırdı, 1996 İletişim Ahlak Kanunu 230 no’lu bölümüyle yayıncılar hatta spikerleri bile bağlayan zorunluluklardan bu şirketleri kurtardı.

Yalnız tekrar eden krizler bize şunu öğretti ki bu platformlar ilan tahtası değil ama içine herhangi bir kişi tarafından aşısı olmayan tehlikeli bir virüsün yerleştirilebileceği süper hızda küresel kan dolaşımıdır. İşte bu sayede Facebook’un baş yöneticisi Mark Zuckerberg Beyaz Saray Sözcüsü Nancy Pelosi ile ilgili sahte bir videoyu kaldırmayı yasalara dayanarak reddedebiliyordu ve sonrasında politik reklamların gerçeği-doğrulamanın öznesi olamayacağını ilan ederek bu kararında ısrarcı oldu.

Tüm bu aldatmaca, tüm hain halüsinasyonların en hain olanına dayanıyordu: mahremiyetin özel olduğu inancı. Bireysel bir hesapla, değeri belirlenmiş bu hizmetler karşılığında bir parça bilgi alışverişi yaparak kendi mahremiyet derecemizi seçebileceğimizi hayal ediyorduk, mantıklı bir al gülüm ver gülüm. Örneğin, Delta Hava Yolları Atlanta havaalanında bir biyometrik veri sistemi kurduğunda orada seyahat eden 25 000 kişinin yüzde 98’i, yüz tanıma özelliğini kullandı çünkü yüz tanıma seçeneği ile uçağa binişte kişi başına ortalama 2 saniye ya da geniş gövdeli bir uçak için 9 dakika tasarruf ediliyordu.

Gerçekte yüz tanıma sistemlerindeki hızlı gelişim toplumu sözüm ona mahremiyet seçimi olacak sonuçlarla karşı karşıya getirdi. Gözetim kapitalistleri yüzümüzü göründüğü her yerde alma hakkını talep ettiler –bir şehir caddesinde ya da bir Facebook sayfasında. The Financial Times Microsoft’un yüz tanıma programını eğitim veri tabanı, kimsenin bilgisi olmadan ve tahminlere göre kullanımı akademik bir çalışmaya sınırlı 10 milyon görüntüyü, IBM ve Birleşik devletler ve Çin ordusunu da kapsayan devlet kurumlarının araştırmaları için kullanıldı. Uygur toplumunun neredeyse açık cezaevinde yaşadığı yüz tanıma sistemi ile sürekli gözetim altında tutulan Sincan bölgesinden iki tedarikçi de bunların içindeydi.

Bizim belli miktarlarda vazgeçtiğimiz ya da bizden gizlice çalınan bilgilerimize dayanan bu ve diğer özel ve kamu gözetim sistemlerinin etkisiyle artık mahremiyet özel değil.

Bizim dijital yüzyılımız demokrasinin Altın Çağı olacağı yerde ‘epistemik eşitsizlik’ şeklinde anlaşılabilecek yeni bir toplum eşitsizliği formunda beliren dönemin üçüncü on yılına giriyoruz. Bu durum bilginin ve bu bilgiye dayanan gücün aşırı asimetrik olduğu Gutenberg öncesi çağı hatırlatıyor çünkü teknoloji devleri bilgiyi ve öğrenmenin kendisini kontrol ediyor. ‘Özel alan olarak mahremiyet’ aldatması beklenmeyen bu sosyal bölünmeyi doğurması ve büyütmesi için ustalıkla ortaya çıkarıldı.  Gözetim kapitalistleri karları için genişleyen bilgi eşitsizliğini suiistimal ediyorlar. Ekonomiyi, toplumu hatta bizim hayatımızı dokunulmaz zırh ile manipüle ediyorlar, sadece bireysel mahremiyeti değil demokrasinin kendisini de tehlikeye atıyorlar. Kendi yanılgılarımız içerisinde oyalanırken yukarıdan gelen bu kansız darbeyi fark etmekte başarısız olduk.

Mahremiyetin özel olduğu inancı bizi seçmediğimiz bir geleceğe sürüklenmeye bıraktı çünkü egemen bireysel haklar isteyen bir toplum ile arkasını gösteren aynanın (one way mirror: Bir taraftan şeffaf olup karşıyı görmeyi sağlayan bir taraftan da ayna özelliğine sahip olan[ç.n] ) sosyal ilişkileri etrafında yeşeren toplumun ayırımını yapmada başarısız oldu. Ders şudur; mahremiyet kamusaldır çünkü mahremiyet mantıken ve ahlaken insan özerkliğinden ve kendini yönetmeden ayrılamayan bir toplumsal değerdir ve bunlar mahremiyetin dayandığı, demokratik toplumun olmazsa olmazlarıdır.

Ama şimdi, rüzgârın yönünün değiştiği görünüyor. Tavşan deliğinden eve doğru geri tırmanmaya başladığımız şu anda yeni kırılgan bir farkındalık doğuyor. Gözetim kapitalistleri hızlılar çünkü onlar ne hakiki bir rıza ne de mutabakat ararlar. Onlar kafa karışıklığına ve çaresizlik, umutsuzluk, vazgeçmişlik mesajları ile felç ettikleri avlarının efsunlanmasına dayanmaktadırlar. Demokrasi yavaştır ve bu iyi bir şeydir. Onun adımları aileler içinde, komşular arasında, iş arkadaşları, gruplar arasında, şehirlerde ve ülkelerde gerçekleşen on milyonlarca sohbetler ile kademeli olarak uyuyan dev olan demokrasinin harekete geçmesinin kıpırtılarını yansıtıyor.

 Bu sohbetler şimdi gerçekleşiyor ve yasa yapıcıların katılmaya ve liderlik etmeye hazır olduklarını gösteren birçok emare var. Bu üçüncü on yıl kaderimizi belirleyecekmiş gibi görünüyor. Dijital geleceği daha iyi mi yapacağız yoksa o bizi daha kötü mü yapacak? Evimiz diyebileceğimiz bir yer olacak mı?

Epistemik eşitsizlik ne elde edeceğimizden ziyade ne öğreneceğimize bağlı. Bilgiyi yakalama, üretme, analiz ve satışının özel ticari mekanizmaları tarafından dayatılan öğrenmeye yetersiz erişim şeklinde tanımlanıyor. Bu durum en iyi ne bildiğimiz ile bizim hakkımızda ne biliniyor arasında hızla büyüyen uçurum olarak örneklendirilebilir.

20. yüzyıl sanayi toplumu “iş bölümü” olarak organize edilmişti ve devamında ekonomik eşitlik mücadelesi o zamanın politikasını belirliyordu. Bizim dijital çağımız ise toplumun koordinatlarını iş bölümünden “öğrenme bölümü”ne kaydırdı ve devamında günümüz politikalarını şekillendirecek olan bilgiye erişim mücadelesi ve bu elde edilen bilginin verdiği gücü ele geçirme mücadelesidir.

Epistemik eşitsizliğin yeni merkezi, 20. Yüzyılın politikasını tanımlayan üretim araçları sahipliğinden anlamın üretilmesine dönüştüğü yönünde sinyaller veriyor. Bu yeniçağda epistemik adalet ve epistemik hakların zorlukları bilgi, otorite ve gücü kapsayan üç esas mevzu ile özetlenebilir. Kim biliyor? Kimin bildiğini kim biliyor? Kimin bileceğinin kararının kararını kim veriyor?

Son yirmi yıldır öncü gözetim kapitalistleri- Google ve sonrasında gelen Facebook, Amazon ve Microsoft- eş zamanlı olarak epistemik hiyerarşide tepeyi yükselişlerini sağlamlaştırarak toplumsal dönüşümü gerçekleştirdiler. Her bir çocuğun hırsızlık olarak anlayabileceği manevralarla izin almaksızın devasa bilgi tekelleri oluşturarak karanlıklarda faaliyet gösterdiler.  Gözetim kapitalizmi tek taraflı olarak özel insan deneyimlerini bedava ham maddeden davranışsal veriye çevirmeyi kendinde hak görme ile başlıyor. Yaşamlarımız veri akışı haline getiriliyor.

İlk zamanlarda, kullanıcılar bilmeden, özgürce sunulan verilerle hizmetlerin geliştirilmesi için lazım olanın çok çok üzerinde zengin öngörü sinyallerinin muhafaza edildiği keşfedildi. Bu sadece internette ne paylaştığınız değil, ünlem işareti kullanıp kullanmadığınız, fotoğraflarınızda renk doygunluk ayarı yapıp yapmadığınız, sadece nerede yürüdüğünüz değil, omuzlarınızdaki kamburluk, sadece yüzünüzün tanımlanması değil “mikro ifadeler” ile yüzünüze yansıttığınız duygular, sadece ne sevdiğiniz değil münasebetlerde yansıttığınız sevgi kalıplarına kadar her şeyi kapsıyor. Kısa süre sonra bu devasa davranış fazlalıkları tescilli veri olarak gizlice avlandı ve ele geçirildi.

Veriler cihazların karmaşık tedarik zincirleri, izleme ve takip yazılımları ile ve ayrıca uygulamaların eko sistemleri ve gizlice ele geçirilmiş veri akışını uygun yerlere koymada uzman şirketler aracılığıyla taşınıyor. Örneğin The Wall Street’in testleri gösterdi ki Facebook kalp atım bilgisini Anlık Kalp Atım programı HR Monitor’dan, adet görme döngüsü verilerini Flo Period& Ovulation (yumurtlama) Tracker programından ve gayri menkul değerleri ile ilgili bilgileri Realtor.com’dan kullanıcıların bilgisi olmadan topluyor.

Bu veri akışı gözetim kapitalistleri tarafından “yapay zekâ” diye adlandırılan bilgisayarımsal fabrikalarının içine boşaltılıyor. Bu fabrikalar bizim hakkımızda davranışsal öngörülerin üretildiği yerler ama bizim hayrımıza değil tabi ki. Aksine, bunlar yeni bir tür pazar olarak özellikle insan geleceği üzerine ticaret yapan iş dünyasına satılıyor. İnsan ilişkilerindeki kesinlik, gözetim kapitalistlerin öngörülerinin niteliği ile ilgili rekabet ettikleri bu tür pazarların can damarıdır. Bu tarihteki en güçlü ve en zengin şirketlerin doğmasına neden olan yeni bir tür ticaret şeklidir.

Hedeflerine ulaşmak için üretilmesine yardım ettikleri dijitalleştirilen tüm dünya bilgilerinin yüzde 99,9’unun üstünde rekabet edilmez bir hâkimiyet kurma peşine düştüler. Gözetim kapitalistleri dünyanın en büyük bilgisayar şebekelerini, veri merkezlerini, çok sayıda sunucu merkezlerini, deniz altı iletim kablolarını, gelişmiş mikroçipleri ve gelişime açık makine zekâsını ve 10.000 civarında bu yeni devasa veri kıtalarından nasıl bilgi koparabileceğini bilen uzmanlardan oluşan ordularını inşa ettiler.

Google’ın liderliğinde zirvedeki gözetim kapitalistleri işgücü piyasasını hassas uzmanlık bilgisiyle veri bilimini ve hayvan araştırmaları dahil olmak üzere kontrol etmeye çalışırken yeni başlayan işletmeleri, üniversiteleri, yüksek okulları, belediyeleri, diğer sanayi dallarındaki holding şirketleri ve daha az zengin ülkeleri kapsayan rakiplerini saf dışı bırakmaya çalışıyorlar. 2016’da Amerikalı bilgisayar bilimlerinde doktora sahibi kişilerin yüzde 57’si sanayide istihdam ediliyorken sadece yüzde 11’i kadrolu olarak üniversitelerde çalışmayı seçti. Bu sadece Amerika’nın sorunu değil. Britanya’da üniversite yönetimleri veri bilimcilerine dair ‘kayıp bir nesil’ endişesi taşıyor. Kanadalı bir bilim insanı “güç, uzmanlık, veri işlerinin tamamı sadece birkaç şirketin elinde toplanıyor” diye sızlanıyordu.

Google çılgın bir caziplikte ilk insanların geleceği üzerine ticaret yapmak için bir piyasa yarattı ve bu ticaret internet üzerinden hedefli reklamcılık olarak bildiğimiz kullanıcıların hangi reklamlara tıklayacağı tahminlerine dayanıyordu. Yeni ekonomik aklın ortaya çıktığı 2000 ve şirketin halka arz edildiği 2004 yılları arasında, şirketin gelirleri 3590 oranında yükseldi. Bu ürkütücü sayı ‘gözetim kar-payı’nı temsil ediyordu. Ve hızlıca yeni kurulan işletmeleri, uygulama geliştiricileri ve holding şirketlerini yeni iş kolu modellerini gözetim kapitalizmine çeviren bir mantığa sürükledi. İnsan geleceğini satma yoluyla dolgun gelirlere hızlıca ulaşma vaadi ilk göçü Facebook’a başlattı, sonrasında teknoloji sektöründen şu an tüm ekonominin birbirine benzemeyen alanlarından sigorta, perakendecilik, finans, eğitim, sağlık hizmetleri, emlakçılık, eğlence ve başında kişiselleşme ya da “akıllı (smart)” süslü ifadesi ile başlayan ürünlerin olduğu tüm kollara yayıldı.

Hatta 20. Yüzyıl seri üretimi ekonomisinin doğum yeri olan Ford bile araba satışlarındaki düşüşün önüne geçmek için “araç işletim sistemi” ismi ile kendini yeniden inşa ederek gözetim kâr payının izinden gidiyor. Bir analizcinin ortaya koyduğu gibi Ford “verinin parasallaştırması ile bir servet kazanabilir. Bunu sağlamak için mühendislere, fabrikalara ya da bayilere ihtiyacı yok. Neredeyse tamamı net kâr.”

Gözetim kapitalistlerinin rekabetteki ekonomik dayatması incelikle işlenmiş kesinlik satmaya dayanıyor. İlk başlarda makine zekâsının veri hacmine, veri ayıklama skalasına göre ölçek ekonomilerine dayandığı açıktı. En sonunda hacmin gerekli ama yeterli olmadığı anlaşıldı. En iyi algoritmaların ayrıca veri çeşitliliğine –kapsam ekonomilerine ihtiyacı vardır. Bu farkındalık kullanıcıları kameralar, bilgisayarlar, jiroskoplar ve mikrofonlar ile donatılmış telefonları ile eklemlenmiş bir hayat içinden mobil devrimin ortaya çıkmasına yardım etti. Kapsama ulaşma rekabeti içinde gözetim kapitalistleri, duvarları içinde ne yaptığınız ve ne söylediğiniz evlerinizi istiyor. Onlar sizin arabanızı, sağlık durumunuzu ve izlediğiniz programları; pek tabi ki konumunuzu yolunuz üzerindeki sokakları, binaları ve şehrinizdeki tüm insanların tüm davranışlarını isterler. Onlar sesinizi, ne yediğinizi ve ne aldığınızı; çocuklarınızın oyun zamanlarını; okul hayatlarını; beyin dalgalarınızı ve kan akışınızı isterler. Bila istisna her şeyi.

Hakkımızda sahip oldukları orantısız bilgi üzerimizde orantısız bir güç üretir ve bu sayede epistemik eşitsizlik ne yapabileceğimiz ile bize ne yapılabileceği arasındaki mesafeyi de kapsayacak bir şeklide genişler. Veri bilimcileri bu durumu izlemeden eylemleştirmeye, içinde kritik düzeyde bilgi barındıran bir makine sisteminin uzaktan bu sistemi kontrol etmesini mümkün kılan eylemleştirmeye geçiş olarak tarif ederler bunu. Gözetim kapitalistleri ticari nesnelere karşı insanların sürülmesi, güdülenmesi, ayarlanmasını sağlayan davranışlara müdahalenin en tahmin edilebilir veri olduğunu keşfedince artık insanlar uzaktan kontrolün hedefi haline geldiler. Bu üçüncü zorunluluktur yani ‘faaliyet ekonomisi’, yoğun deney alanının arenası oldu. Bir bilim insanı “müziği nasıl yazacağımızı öğreniyoruz”, ve sonrasında “müziğin onlara dans ettirmesini sağlıyoruz” dedi.

Bu yeni  “onları dans ettirme” gücü askerleri sokağa salıp terör ve cinayet ile tehdit etmiyor. Bir cappucino taşıyarak geliyor silah ile değil. Bu subliminal ipuçlarını manipüle eden her yerde hazır ve nazır olan dijital araçlar aracılığıyla, iletişimi psikolojik olarak hedefleştirerek, varsayılan (default) tercih yapılarını empoze ederek, sosyal kıyas dinamiklerini tetikleyerek ve ödül-ceza dayatması ile yeni bir ”araçsallaştırıcı” güçtür –ki bunların hepsi uzaktan hedef alınarak yapılan bir insan davranışlarını ayarlama, yönlendirme ve sürülmesi çabasıdır ve kullanıcıların cehaletini körüklemeye ayarlanmıştır.

Biz öngörüsel bilginin araçsallaştırcı güce dönüşümünü Facebook’un sayfalarında subliminal mesajları döşeyerek ve sosyal kıyas manipülasyonu yaparak 2012 ve 2014 yıllarında ilkin ara seçimlerde insanları oy vermede etkilemek sonrasında insanları sonuçlarına göre daha mutlu edecek ya da daha da üzecek bulaşıcı deneylerinde şahit olduk. Facebook araştırmacıları bu deneylerindeki başarılarını iki anahtar sonuçlarını sunarak kutladılar: çevrimiçi ipuçlarıyla gerçek dünyada insan davranışlarını ve duygularını etkilemek mümkün olmuştu ve bu kullanıcılara fark ettirilmeden başarıya ulaşmıştı.

2016 da Google çıkışlı artırılmış gerçeklik oyunu olan Pokemon Go caddelerde faaliyet ekonomisini test etti. Oyun oynayanlar kâr getiren gerçek bir davranış biçimlendirme oyunu olan ceza ve ödül için hayali yaratıkları avlayarak sürü halinde McDonald, Starbucks ya da yerel pizza zincirlerine sürüklenip mağazalara gelen ayakbastı ödemesi yapan birer piyon olduklarını bilmiyorlardı. Bu internet reklamcılarının sitelerine yönlendirici tıklamalara para ödemesi sistemi ile aynı.

2017’de The Australian tarafından ele geçirilen sızdırılmış bir Facebook belgesinde şirketin kullanıcıların davranışlarını biçimlendirmek için ‘Facebook’un iç verilerinden’ hareketle ‘psikolojik içgörü’yü uygulamaya ilgi gösterdiğini ifşa etti. Avusturalyalı ve Yeni Zelandalı 6,4 milyon genç  hedef seçildi. Gönderileri, resimleri, gerçek zamanlı etkileşimleri ve internet aktivitelerinin gözlenmesi sonucunda, üst düzey yöneticiler: “Facebook, genç kullanıcıların kendilerini, stresli, yenilmiş, bunalmış, endişeli, gergin, aptal, salak, işe yaramaz ve eksik hissettiğinde fark edebilir” diye yazmışlar. Kendilerinin açıkladığı şekliyle bu derinlikteki bilgi Facebook’un gençlerin spesifik düzeyde subliminal ipuçlarına ve dürtülerine en savunmasız oldukları ve bir parça “özgüven patlamasına “ihtiyaç duydukları anları tespit etmesine izin verdiği ifade edilmiştir. Bu veriler daha sonra maksimum olasılığa sahip garantili bir satış için duygusal duruma uygun bir reklam ile eşleştirilmek için kullanılıyorlardı.

Facebook eski bir şirket yöneticisinin “kendi ağızlarıyla yalan söylüyorlar” demesine rağmen bu uygulamaları reddetti. Gerçek ise şirket şeffaflığının ve demokratik gözetimin olmayışına bağlı olarak Epistemik eşitsizliğin hüküm sürüyor olmasıydı. Onlar bilirler. Kimin bileceğine onlar karar verir. Kimin karar vereceğine onlar karar verir.

Kamuoyunun kabul edilemez bilgisel dezavantajları gözetim kapitalistleri tarafından kitle iletişimin insanların gözünü bağlaması durumunu mükemmelleştirmesiyle derinleştirildi. İki örnek açıklayıcı olabilir. 30 Nisan 2019’da Marc Zuckerberg şirketin yıllık geliştiriciler konferansında “Gelecek özeldir” açıklamasıyla dramatik bir duyuruda bulundu. Birkaç hafta sonra bir Facebook müdafisi Kaliforniya’da bir mahkemede mahremiyetin ihlali üzerine bir kullanıcının açtığı davayı düşürmek için hukuki bir durum olarak Facebook’u kullanmak herhangi bir makul mahremiyet beklentisini çürütmeye yeterlidir demiştir. Mayıs 2019’da Google CEO’su Sundar Pichai The Times’da şirketinin “mahremiyet lüks bir mal olamaz” prensiplerine olan bağlılıklarını yazdı. Beş ay sonra Google girişimcileri Atlanta’da bir parkta beyaz olmayan evsizlere 5 dolar karşılığında yüz tarama teklif ederken görüldüler.

Facebook’un inkârları 2018’de sızdırılan diğer bir belge ışığında daha fazla araştırmaya davetiye çıkarıyordu. Gizli rapor içerisinde her gün trilyonlarca veri noktalarının özümsendiği sonrasında binlerce modelin geliştiği ve devamında canlı tahmin sunucuları filosuna sürdüğü Facebook’un kalbine, bir “öngörü motoru” olan işlemsel fabrikasına nadir bir bakış sunuyordu. Facebook “öngörü servisinin” saniyede 6 milyon tahmin ürettiğini söylüyor. Peki ne amaçla ?

Bu raporda şirket bu sıra dışı becerileri şirket müşterilerinin karşılaştığı temel iş sıkıntılarını bağlantı tahmini, mikro hedefleme, müdahale ve davranış biçimlemesiyle gidermeye adandığını ifade etmektedir. Örneğin, adına ‘sadakat tahmini’ denilen bir Facebook servisi, geleceğin doğal akışını kontrol etmek için markalarına sadık bireylerin davranışlarında değişim riski gördüğünde reklam verenleri hızlıca müdahale etmesi için uyarmaya ayarlanmıştır.

Aynı yıl politik danışmanlık işi yapan Cambridge Analytica’ın Christopher Wylie adında eski bir çalışanı itirafçı oldu. “Facebook’u milyonlarca insanın profillerini toplamak için kullandık” diyerek itirafta bulundu ve “onlar hakkında ne bildiğimizi sömürmek ve iç şeytanlarını hedef almak için programlanmış modeller inşa ettik” diyerek devam etti. Bay Wylie bu teknikleri “bilgi savaşları” olarak karakterize eder ve doğru bir değerlendirmeyle bu türden gölge savaşları bilginin asimetrisi ve bu bilgi asimetrisisinin ortaya çıkardığı güç üzerine inşa eder. Kamuoyu ve yasa yapıcıları için daha az net olan kısmı ise her gün düzenli olarak milyarlarca masum ”kullanıcının” maruz kaldığı gözetim kapitalistlerinin standart işgal ve fetih stratejilerini nasıl yürüttükleri bilgisiydi. Bay Wylie şimdiden onu kesilmiş ve damgalanmış davayı sürdürürken şirketin işini aynalama işlemi olarak tarif ediyor. Cambridge Analytical’ın gerçek inovasyonu tüm bu girişimleri ticaretten politik bir amaca çevirmesiydi.

Diğer bir deyişle, Cambridge Analytica parazitti ve gözetim kapitalizmi bu işin yuvası idi. Şirketlerin bilgi hâkimiyeti sayesinde, gözetim kapitalistleri saldırı için hedefleri belirleyecek davranışsal veriler temin ediyordu. Davranışsal mikro hedefleme ve davranış biçimleme metotları silahları olmuştu. Masum vatandaşların iç şeytani dünyalarını tetikleyecek görülemeyen saldırılar tasarlama fırsatı 230. Yasa fıkrası tarafından kendilerine rıza alma sorumluluğu yüklememesinden ileri geliyordu.

Bizi tam anlamıyla Cambridge Analytica gibi aktörlerin saldırılarına karşı tam anlamıyla savunmasız bırakan sadece epistemik eşitsizlik değildir. Daha büyük ve daha fazla rahatsız edici nokta ise gözetim kapitalistleri epistemik eşitsizliği toplumumuzu tanımlayan bir duruma dönüştürdü, etkili sosyal etkileşim adına kendilerine mecbur olduğumuz o şirketler, bilgi savaşlarını günlük gerçekliğimizin sıradan bir özelliğiymiş gibi normalleştirdi. O şirketler bilgiye, makineye, bilime ve bilginlere, sırlara ve yalanlara sahipler. Elimizde bu veri yağmacılarına karşı sadece birkaç savunma aracı varken tüm mahremiyet şimdi ellerinde. Arkamızda bir hukuk olmadan kendi yaşamlarımız içinde gizlenmeye çırpınırken çocuklarımız akşam yemeği masasında şifreleme stratejileri üzerine tartışıyor ve öğrenciler protesto gösterilerinde aile albümüz ile inşa ettiğimiz yüz tanıma sistemlerinden kaçınmak için maske takıyorlar.

Gözetim kapitalistleri, epistemik haklar ve mevzuatın yeni ilanlarının yokluğunda, gözetim kapitalistleri demokrasiyi geçersiz kıldığı bir zamanda toplumu yeniden şekillendirmeyle tehdit ediyorlar.  En altta insan iradesini dinamitliyor, mahremiyeti gasp ediyor, kişisel özerkliği kısıtlıyor ve bireyleri mücadele etme hakkından mahrum bırakıyor. En üstte ise epistemik eşitsizlik ve adaletsizlik demokratik bir toplumun ruhuyla tamamen uyumsuzdur.

Her ne kadar gözetim kapitalistlerinin gölgelerde çalışıyor olduklarını biliyor olsak da orada tam olarak ne yaptıkları ve biriktirdikleri bilgilerin ne olduğu bizim için belirsizdir. Bizim hakkımızda her şeyi bilme araçlarına sahipler ama biz onlar hakkında çok az şey bilebiliyoruz. Bizim hakkımızda bildikleri bizim hayrımıza değil. Üstüne üstlük geleceğimiz başkalarının menfaati için satılıyor. 1997’deki Federal Ticaret Komisyonundaki toplantıdan beri çizgi asla çizilmedi ve insanlar ticaret için meta haline geldi. Bir diğer yıkıcı aldatıcı sonuç ise kolaylık artıran dijital teknolojilerin kaçınılmaz bir sonucu olarak, gözetim kapitalizminin kaçınılmaz olduğu düşüncesi.  Gerçek şu ki; gözetim kapitalistleri dijital araca el koydu. Bunun kaçınılmaz olan bir tarafı yoktu.

Amerikalı yasa koyucular birçok nedenden ötürü bu meseleyle mücadele etmek konusunda gönülsüzdür. Bunlardan biri 11 Eylül terörist saldırıları sonrasında devletin endişelerinin internet mahremiyet koruma güdüsünden “tüm bilgilerden haberdar olma” durumuna dönüşmesi ile güçlenmiş olan ve yazılı olmayan “gözetim istisnacılığı” politikasıdır.  Bu politik atmosfer içerisinde Silikon Vadisinde ortaya çıkan ve yeni yeni serpilen gözetim becerileri büyük vaatler taşıyordu.

Gözetim kapitalistleri lobicilik ve türlü propagandalarla yasa koyuculara gözdağı verip altlarını oyarak, karşı hareketleri dondurarak ve kafa karışıklığı yaratarak kendilerini savunuyordu. Verdikleri zarara kıyasen çok az incelemeye uğradılar. Şu iki örneğe bakalım:

İlki demokrasinin müreffehliği ve yeniliği tehdit ediyor iddiasıydı. Google’ın eski CEO’su Eric Schmidt 2011 yılında “ellerinizi internet dünyasından çekin pozisyonuna geldik… Bizi yalnız bırakın… Hükümet her şeyi yavaşlatacak düzenlemelere getirme hatası yapabilir ve biz bunu görüyoruz ve endişeleniyoruz.” Şimdilerde kendilerine “soyguncu” dediğimiz Yaldızlı Çağın baronlarından beri döndürülen bir propagandadır. ‘Arz-talep yasası’, ‘sermaye yasası’ ve ‘en güçlü olan yaşar yasası’ varken yeni kanunlara ihtiyaç olmadığında ısrar ettiler.

Çelişkili bir şekilde gözetim kapitalistleri yeniliğe öncülük ediyor gibi de görünmüyorlar. Umut vaat eden yeni bir ekonomi araştırması çağında devletin ve demokratik yönetimin inovasyon için kritik bir rol ifa ettiğini savunurken Google gibi büyük teknoloji firmalarında ise inovasyon eksikliğini öne sürüyordu. Gözetim kapitalistlerinin bilgi hâkimiyeti kendini karbonsuz enerji, açlığı yok etmek, kanseri tedavi etmek, okyanusları çöpten ve plastikten temizlemek, dünyayı iyi kazanan zeki sevecen öğretmenler ve doktorlar ile doldurmak gibi acil problemlerle uğraşmaya adamamıştır. Aksine devasa sermaye ve bilgisayar gücüyle dâhiler tarafından işletilen insan davranışlarını önceden tahmin etme ekonomisinden ve biliminden gözü dönmüş şekilde kâr elde etmeye adanmış bir ileri operasyon görüyoruz.

Propagandanın ikinci şekli ise öncü gözetim firmalarının ekonomik başarısının insanlara gerçek değerleri sunduğunu yansıtıyor olduğu iddiasıdır. Ancak arz-talep dengesinde talep kısmında yer alan kitlenin verilerinden hareketle gözetim kapitalizminin bir piyasa fiyaskosu olduğu daha iyi anlaşılıyor. Yakın bir arz-talep işbirliği faaliyeti geliştirmek yerine insanlar bu teknolojileri kullanıyor çünkü dengi bir alternatif olmadığı ve insanlar gözetim kapitalistlerinin gölge operasyonları ve onların sonuçları hakkında bilgisiz oldukları için bu servisleri kullanıyorlar. Pew Araştırma Merkezi geçenlerde Amerikalıların yüzde 81’nin şirketlerin veri toplamadaki potansiyel risklerinin faydalarından daha fazla olduğuna inandığını belirten bir rapor yayınladı. Şirketlerin başarısının insanların gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade cebir ve üzeri örtük hilelere dayandığını da iddia ediyor.

Ödüllü nizamname tarihi içinde tarihçi Thomas McCraw bir uyarı yayınladı.  Yüzyıllar içinde düzenleyiciler yön verdikleri belli başlı endüstrilere uygun stratejileri bir çerçeveye koymadıklarında başarısız olmuşlardır. Mevcut mahremiyet ve tekel kurulmasını önleyici yasalar hayatidir ancak bunların hiçbiri epistemik eşitsizliği tersine çevirme konusunda karşılaşılan zorluklara tamamıyla yetecek düzeyde değildir.

21. yüzyılın bu netameli meseleleri yasa ile sınırlandırılmış epistemik hakların bir çerçeveye oturtulmasını ve demokratik bir yönetime tabi olmasını talep ediyor. Bu türden haklar verileştirme kuvvetlerinin saldırısına maruz kalmadan önce insan deneyimlerinin sınırlarını korumak için veri sağlama zincirini kesintiye uğratmalıdır. Bir insanın hayatının bir veriye dönüştürülmesi seçeneği demokratik bir toplumda kendi faydasını hakkıyla bilen bireylerin kendi tercihlerine bağlı olmalıdır. Bu örneğin şu anlama geliyor; şirketler yüzünüzü talep etme ya da analiz için bir ham madde olarak kullanma ya da yüzünüzden elde edilecek bilgisayarımsal bir ürüne sahip olma ya da satma hakkını kendinde göremeyecek. Epistemik haklar üstüne konuşmalar başladı bile, Uluslararası Af Örgütünün raporunda da çığır açacak tarzda yer aldığı gibi.

Talep tarafında bulunan bizler insan geleceğinin pazarlanmasını feshedebiliriz ve bu sayede gözetim ticaretindeki kar ortaklığını devam ettiren finansal girişimleri yok edebiliriz. Bu radikal bir bakış açısı değildir. Örneğin insanlar, insan organlarının, bebeklerin ve kölelerin ticaretini yasa dışı ilan etmiştir. Her bir davada, bizler bu türden ticaretin hem ahlaken tiksindirici ve kolayca tahmin edilebileceği üzere şiddet sonuçları doğurabileceğinin farkındayız. İnsan geleceği piyasasının buna benzer insan özgürlüğüne sıkıntı çıkaracak ve demokrasiyi baltalayacak sonuçlar getireceği gösterilebilir. Aynen yüksek faizli ev kredileri ve fosil yakıt yatırımları gibi gözetim gelirleri yeni zehirleyici gelirler haline gelecek.

Yeni bir mücadeleci manzaraya destek için yasa yapıcılar kolektif hareketlerin yeni formlarını sahiplenmeleri gerekecek; aynen yaklaşık yüz yıl önce kapitalist tekellerin gücünü kırpmada işçiler ve yasa yapıcıların birlikte örgütlenmek, greve gitmek ve pazarlık etmek haklarını korumak için yaptıkları gibi.  Yasa yapıcılar gerçekten kontrol edilmeyen gözetim kapitalistlerin gücünden endişe duyanlarla ve gözetim ekonomisine muhalefet eden adil maaş isteyen ve belirsiz çalışma şartlarına karşı güvenlik isteyen emekçilerle birliktelik kurmaya çalışmalıdırlar. Bunlar gözetim ekonomisini tanımlayan özellikler.

İnsan tarafından yapılan herhangi bir şey insan tarafından yine eski haline getirilebilir. Gözetim kapitalizmi gençtir aşağı yukarı 20 yıllıktır ama demokrasi yaşlıdır, umut ve mücadeleye dayanan kökleri vardır.

Gözetim kapitalistleri zengin ve güçlüdür ama onların da kırılgan yönleri var. Onların da zayıf bir tarafı var: korku. Onlardan korkmayan yasa yapıcılardan korkuyorlar. Eski sorulara yeni cevaplar aramada ısrar ederken, ileriye götürecek yeni bir yol arzu eden vatandaşlardan korkuyorlar: Kim bilecek? Kimin bileceğine kim karar verecek? Kimin karar vereceğine kim karar verecek? Müziği kim yazacak ve kim dans edecek?

Yazının orjinali için tıklayın.


Yayımlanan bu yazı Türkçe’ye Bilal Yıldız tarafından sosyokritik.com için çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

“Gözetim Kapitalizmi Çağı” kitabının yazarı ve Harvard İşletme Fakültesinden emekli bir profesördür. ...

Go to TOP