Son Yazılar

Yeni Veri Sömürgeciliğine Karşı Direniş Şimdi Başlamak Zorunda

Yürürlüğe konulmak üzere olan teknolojik çözümleri sınırlandırmakta başarısız olmamız eski ve yeni sömürgeci kullanma tarihinin geleceğimize işlenmesi riskini doğurur.

Ulises Ali Mejias ve Nick Couldry

Hükümetlere ve şirketlere salgını, gözetleme için bir mazeret olarak kullanma müsaadesi verilmemeli.

Bize bu zamanın zor tercihler yapma zamanı olduğu söylendi. Eğer COVID-19 sonrası dönemde normale dönme diye bir ihtimal varsa; o da dijital aletlerimiz üzerinden yapılan acil izleme önlemlerinin gerekli olacağı zamanlar.

Bize dünyanın bir tarafında (doğu) gözetleme tedbirleri baskıcı devletler tarafından halka empoze edildiği söylenirken, diğer taraf (batı) ise buna mahremiyete saygı duyacak çözümlerle dahil olabilir diye söylendi.

Eğer doğu batı karşıtlığı çoktan aşırı bir basitleştirme işareti değilse bile, yol göstericiliği çok az ve indirgemeci çünkü gözetlemeye dair dinamiklerin aynısı her iki yaklaşımın temelini oluşturuyor: Tüm insan hayatını ekonomik değer ve siyasi güç için bir veri akışına döndürecek yeni bir sömürgeci atak. Asıl seçim bugün, bu genişleyen eğilime direnip direnmemek. Ama bu, sağlığı, ekonomiyi, toplumu hep beraber etkileyen çok katmanlı krize direnmeyi nasıl gerçekleştirebiliriz?

Öncelikle, teklif edilen teknolojik çözümlere soğuk kanlı bir bakış atalım. Apple ve Google tarafından önerilen temas takibi yapmayı sağlayacak yeni uygulama programlama arayüzüne bir bakın. Öneri Singapur gibi yerlerde uygulamada olan çözümlerin bir benzeri olacak. Birleşik Krallık gibi bazı ülkelerin bu çözümlerle ilgilenmediğini ilan etmesine rağmen dünyadaki sağlık yetkililerinin geneli tarafından benimsenebilir. Kimin bunu kullanacağından bağımsız olarak, bu çözümün gizliliği korumak için kriptolamayı kullanma durumu çokça övülmesine rağmen, hala birçok soru ortada duruyor.

Birçok kriptolama sistemi gibi uygulama programlama arayüzü de engellemeye karşı potansiyel kırılganlıklar taşıyor ve buna ek olarak ortada sağlık hizmetlerine yardım etme yerine engel olacak, ‘yanlış pozitif’ denilen bir risk var. Bu programlama, virüse bulaştığı belli olan kişilerin telefonları ve diğer telefonlar arasında olan bluetooth sinyali alışverişine cevapla aradaki mesafeyi ölçerek çalışır. Bu programın ölçmeyi amaçladığı yakınlık, sağlıksal yakınlıktan farklı olabilir: Bluetooth sinyalleri birkaç yüz metreye ulaşabilir ve duvarları aşabilirken, virüs bu durumlarda bulaşmaz.

Tehlikeli yan etkileri de var. Bu programlama arayüzü ve bunun üzerine programlanmış herhangi bir sağlık uygulaması insanların telefonlarını bluetooth açık bir şekilde her yere kendileri ile taşımayı gerektirir. Bu onları pazarlamacılar tarafından kullanılan diğer izleme sistemlerine de görünür kılar. Bu gizlilik riskleri tamamen yeni değil elbette (insanlar zaten bluetooth özelliğini kullanıyorlardı), ama bu sağlık izleme uygulamaları bunu olağanlaştırma riski doğuruyor.

Sosyal düzen ancak telefonlarımız her zaman açık ve virüs izleme uygulamaları yüklüyse sağlanabilir fikrine alışacağız (bazılarımız çoktan alıştı). Şirketler ve devletler bu uygulamalar aracılığıyla virüs ile mücadeleye yönelik bir şeyler yaptıkları izlenimi vermeyi umarken; bir başka fırsat daha yaratıyorlar: Bizim ‘veri sömürgeciliği’ dediğimiz durmaksızın veri toplama eğilimi.

Veri sömürgeciliği, cihazlarımızın ve çevrimiçi hayatımızın devamlı izlenmesiyle insanı hayrete düşüren yeni bir sosyal düzendir. Bu durum şirketler için  büyük sosyal ayrımcılık ve davranış etkileme fırsatları yarattı. Bu günlük hayatı ve işi tamamen yeniden organize etmeyi içeren bir durum ve sıklıkla eleştirilen sosyal medya platformlarının ve arama motorlarının yaptıklarının çok ötesinde bir şey.

Doğrudur, veri sömürgeciliği tarihsel sömürgeciliğin hemen akla getirdiği özelliklerin hepsine sahip değil (fiziksel şiddet mesela). Ama eğer sömürgeciliğin dünya tarihindeki ana işleyişine bakarsak, dünya kaynaklarını tamamen yeni bir boyutta sömürmenin ve süreçteki insan ilişkilerini ekonomik üretim üzerinden yeniden tanımlama kısmının paralellik arz ettiği açıktır.

Arazi ve emek yerine bu yeni sömürgecilik insan hayatının kendisini veri haline getirerek kullanıyor. Google’ın Nightingale projesi teşebbüslerinin de gösterdiği gibi sağlık verisi, yeni ‘arazi gaspı’nın açık sahası olmuş durumda.

COVID-19 krizi sadece veri sömürgeciliğini daha da kötüleştiriyor. Çin’de de gördüğümüz gibi birçok yüksek teknoloji firmasının uygulamaya koyduğu çözümler gizlilik açısından Apple ve Google’ın önerilerinden daha az hassaslar.  Yaygın gözetim altyapısı sayesinde Çin Komünist Partisi belli şahısların hareketlerini izlemek için konum verisi, irtibat verisi ve yapay zekâ destekli yüz tanıma sistemi birleşiminden oluşan bir yazılım kullanıyor.

Vatandaşların kendisi virüs bulaşmış birisi ile irtibatta olup olmadıklarını görmek için bir uygulama kullanabilirler. Aynı zamanda bir diğer uygulama vatandaşlara bir renk vererek etrafta dolaşma özgürlüklerini belirliyor. Hong Kong’da bireylerin hareketlerini izlemek için bileklikler kullanılıyor.

Endişeler sadece baskıcı hükümetlerle sınırlı değil. Mesela Birleşik Krallık anonimliği gerektiğinde ortadan kaldıracak gözetleme tedbirlerine başvurmayı düşünüyor. Bu açıdan, Britanya ulusal sağlık sistemi korona virüs mücadelesini koordine edebilmek için Amazon, Microsoft ve Palantir ile iş birliğine gidiyor.

Bu tedbirlerin bazıları kısa vadede kabul edilebilir belki ama ya bu tedbirler şirket/devlet gözetleme araçlarının kalıcı özellikleri haline gelirse? Acil tedbirler her zaman orantısız bir şekilde bazı belirli grupları tehlikeye sokmuştur. Genel olarak özgürlükleri kısıtlama durumunu hedeflenen bir şeye dönüştürür.

Bu durum, 11 Eylül saldırıları sonrasında anavatan güvenliği adına sistematize edilen Amerikan gözetleme pratikleri olarak gerçekleşti. COVID-19 fenomeninde hedef olacak olanlar Müslümanlar olmayacak ama virüse bulaşmış olanlar olacak.

Virüsün kendisi herkese bulaşarak bir ayrıma gitmezken, Amerika’da ve Hindistan’da olanlar açıkça salgın korkusunun, ırksal ve sosyal sınıf perspektifinden, bazı belirli grupları hedef almak için kullanıldığını gösteriyor. COVID-19, stratejik olarak Amerika başkanı Trump tarafından ‘Çin virüsü’ diye etiketlendi ve Amerika İçişleri Bakanlığı göçmenlerin ‘bulaşıcı hastalıkları yayma potansiyeline’ karşı sınırları askeri olarak donatmaya hazırlanıyor.

Hindistan’da sokağa çıkma tedbirleri fakirler üzerinde orantısız bir etki bıraktı ve bu ülkenin bölünmesinden beri olan en büyük insan göçünü tetikledi.

Burada tarihi bir bağlantı var. Hastalık, veri ve gücün buluşma durumu mevcut yeni krizlerden çok önce de vardı. Amerikan kıtasının sömürgeleştirilmesi yerli nüfusun yüzde doksanının (50 milyondan fazla) ölümüne yol açtı ve bunların yüzde doksan beşi Avrupa’dan getirilen hastalıklardan kaynaklandı.

Hastalıkları yayma beş asır önce gelen Latin Amerika’nın Avrupalı istilacılarının planının bir parçası değildi ama fethe gelenlere eşi benzeri görülmemiş bir fırsat yarattı. Dünya Sağlık Örgütünün 3 martta yüzde 3,4 olarak belirttiği ve diğer kaynakların yüzde altı olarak öngördüğü ölüm oranının kıyaslanabilir olduğunu bir an dahi düşünmememize rağmen alınacak dersin şu olduğu açıktır: Salgınların, gücün kapsama alanını etkili bir şekilde artırmasına yardımcı olduğudur.

Virüsün ikinci dalga korkusu yerinde dururken devletlerin sınırlarda olan hareketliliği kısıtlamayı ve izlemeyi kalıcı bir şekilde yoğunlaştıracağını bekleyebiliriz. Bahanesi hastalığı izleme olacak, aynen sömürgeci hükümet zamanında mütemadiyen olduğu gibi ama burada vatandaşları veri toplayan cihazları üzerinden takip eden araçlar devreye sokulacak.

İstikrarsızlığı daha da artan küresel ekonomi durumunda hijyen üzerinden yönetim şeklinin sınırlarda var olan göçmen hareketlerini izleme usulleri ile çoktan birleştirilmesi dünyadaki göçmen toplama kamplarını daha tehlikeli bir hale getiriyor.

Mevcut krizlerden avantaj elde etmeye çalışan veri fırsatçılığı biçimlerine direnmemiz lazım. Sağlık ve güvenlik adına bazı belli grupları hedefleyen veri toplama kullanımını ret etmemiz lazım. Bunların hepsinden öte veri sömürgeciliğini besleyen, varsayılan (default) yargıyı reddetmeliyiz. Bu varsayılan düşünce: Hayatımızdan devamlı veri toplanması sadece şirketsel kazanç değil,  halkın da faydasına olan bir şeydir düşüncesidir. Yürürlüğe konulmak üzere olan teknolojik çözümleri sınırlandırmakta başarısız olmamız eski ve yeni sömürgeci kullanma tarihinin geleceğimize işlenmesi riskini doğurur.

Yazının orjinali için tıklayın.


Yayımlanan bu yazı Türkçe’ye Abdullah Çiftçi tarafından sosyokritik.com için çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Go to TOP